fare – sylvan clownson

Galiba evde fare var. Onun için en hayırlı şey, gitmesi çünkü gerginlik yaratıyor. Lağımda dolaşıyor ve hastalık taşıyor. Çok titiz biri sayılmam lakin varlığı, çekmecedeki şeker kutusunun sürekli kontrolü demek. Açıkta yiyecek bir şey bırakmamak için daha fazla özen göstermeliyim. Kontrol manyaklığı ise zamanımdan çalıyor. Sabah kahvaltımı yaparken, “Acaba masaya tırmanmış mıdır?” diye düşünmek istemiyorum. Ya da çıplak ellerimle simidimi kemirirken onun küçük lağımlı ayaklarıyla dolaştığı yerlere dokunduysam? Ya çayıma onun uzaması asla durmayan dişleriyle kemirdiği şekerlerden iki tane attıysam? Bu şekeri ben mi kırmıştım?
Gitmesi bir gereklilik. Çünkü bünyede gerginlik yaratıyor. Bir hayvanla yaşamak istesem dost edinir, onu evime alırdım. Ama istemiyorum. Tek istediğim yalnız kalmak. Çevremde kendimden başka kompleks yaşam formu istemiyorum. Eğer ısrarcı davranır ve gitmezse onu öldürmek zorunda kalabilirim. Bunu yapabilecek acımasız tuzaklara sahibim. Eğer ölecekse benim gibi vicdanlı olduğunu düşünen biri tarafından, en acısız şekilde öldürülmeli. En acısız ölümü ona hangi tuzak yaşatabilir?
İlk akla gelen yapışkan. Kutunun üzerinde “sürekli yapışkan polimerik” yazıyor. Ne demek olduğunu bilmiyorum ama tahminen “kuyruğundan tutup onu yapışkanı uyguladığınız mukavvadan ayırmak isterseniz parçalanacağı” anlamına gelen güçlü bir yapıştırıcı demek olduğunu tahmin edebiliyorum. Ben öyle ölmek istemezdim. Hem o nasıl bir tabir? Sürekli yapışkan… Sonsuza dek yapışıyor. Düşün kurtulmak için çırpınıyorsun ve çırpındıkça yapışkana bulanıp daha çok yapışıyorsun. O korku ve paniği düşün. Bir süre sonunda açlıktan ve susuzluktan bitkin düşüp ölmek bir fare için bile acımasızca. Ben bir sürekli yapışkanla mukavvaya yapışsam yapışkanın solunum yollarımı tıkaması için dua ederdim. Bekleyerek ölmektense boğulmayı tercih eden bir tutsak gibi ağzımı burnumu tutkala bulayıp intihar ederdim. Bunu minik bir fareye yapamam.
Bir seferinde belediyenin zehirlediği bir sokak köpeğinin acınası çırpınışlarına tanık olmuştum. Birkaç gün üzülüp hayatıma devam etmiştim. Bu yalancı şahitlikten sonra asla zehir kullanmam. Hayvan korkuyla sağa sola koşmuştu. Koşarak kaçmaya çalışmıştı kaçılmaz olandan. Kim başarabildi ki sen başaracaksın, köpecik? Beyoğlu’nda binlerce insanın adımları arasında panikle ve ağzından köpükler saçarak ölmüştü hayvancağız. Neden aynı şeyi evimde, bir fareye yaşatayım?
Kapan, vahşi ve kanlı bir yöntem. Orta Çağ’da mı yaşıyoruz? Hem hayatta kalmaya çalışan o. Mantıken kapanı onun kullanması lazım. Bir de ya gözleri açık ölürse? Kapanı atmak için mutfak tezgâhının altına uzandığımda onun sorgulayan, son anlarını anlatır gibi bakan siyah gözleriyle karşılaşırsam? Kıyamam.
Aklıma çok uçuk bir yöntem geliyor. Bu olay gerçekten yaşandı. Altılı paket yumurta almıştım. Eve geldiğimde poşetten çıkarttım ve o kutuyu bir daha görmedim. Haftalar sonra ardiyede pense arıyordum. Işığı yakmamıştım, körleme-sine penseye ulaşmaya çalışıyordum. Parmaklarımın ucunda yumuşak bir doku hissettim. Tiksinerek ve korkuyla elimi ışık hızında geri çektim ama dokunmuştum artık. Hemen bir süpürgeyi ters çevirip sopasını kendime ilkel ve ardiyem gibi dar bir alanda kullanışsız bir silaha çevirerek içeri tekrar daldım.
Bu kez ışığı açmıştım. Temkinli adımlarla olay yerine yaklaştım ve hayatımın en garip gizemlerinden biriyle karşılaştım. Haftalar önce kaybolan altılı yumurta kutum raftaydı, kapağı açıktı ve yumurtalardan bir tanesi eksikti. Kutunun hemen yanındaki boya kutularının yanında bir fare ters dönmüş cansız yatıyordu. Zeminde küçük yumurta kabukları vardı. Berbat bir koku ardiyeyi doldurmuştu.
Onları oradan almadan önce ellerimi bulaşık süngerinin sert kısmıyla çitilerken olayı düşünüyordum. Fare nasıl ölmüştü? Bir yumurta neredeydi? Kabuklar yere nasıl saçılmıştı? Ve en önemli soru; bu pisliği nasıl temizleyecektim?
Elime poşet geçirdim ve fareyi ilkel silahım yardımıyla raftan poşete düşürdüm. Yumurta kutusuna dokunduğumda bütün olay aydınlandı. Hatta beyaz bir ışık gözlerimin önünde belirip hızla bana yaklaşırken neredeyse ben bile aydınlanacaktım. Yumurtalar o kadar uzun süredir orada duruyor olmalıydı ki kutuya dokunur dokunmaz iki tanesi patladı. Kabuklar etrafa saçılırken yayılan metan gazı saniyeler içinde ardiyeyi doldurdu. Neredeyse boğuluyordum. Kendimi balkona zorlukla attım. Balkonda ölümden kurtulduğum için şükrederken fare olayını da çözmüştüm.
Kafamın içinde bir dedektif edasıyla kendime olayı açıklıyordum. Farecik ilk bakışta normal yumurta gibi görünen yumurta bombalarından birini ısırmış ve yumurtanın metan gazı yüzünden patlaması sonucu oracıkta cavlağı çekmiş. Evi havalandırmam günler sürmüştü. Birisi anlatsa “Ade leyn!” derim fakat gözlerimle gördüm.
Hem söz konusu ölüm olunca çeşitlilik inanılmayacak şekilde artıyor.
Fareye geri dönelim. Binlerce seçeneğin arasından en acısız (!) olanı seçmek, gerçekten zor bir karar. Ve hiçbirini deneyimlemediğim için ne kadar acıttığını hiç bilmiyorum. Şu an en mantıklısı onu kilitli bir naylona girmeye ikna edip elektrik süpürgesiyle içindeki havayı çekmek suretiyle boğmak gibi geliyor. Oksijensiz ortam. Yirmi saniyede temiz.
Aslında çok daha vahşileşebilirim. Genetiğimde bu kodlar mevcut. Geçmişte türüm ölümü binlerce çeşitlilikle deneyimledi. Açlıktan, susuzluktan, kanını bitirmek suretiyle, işkenceyle, ağır ağır yaralayarak, psikolojik şiddet uygulayarak, intihara zorlayarak, tehditle, elle, parmaklar yardımıyla, başka hayvanları kullanarak, bir yaba ile, çekiç, pense, tornavida kullanarak, boğarak, asarak, keserek, diri diri gömerek, elementler yardımıyla, giyotin, elektrik, zehir… Hepsini yazamaya kalksam vakit yetmez. Öldürme ve ölme konusunda oldukça yetenekli olduğumuzu düşünüyorum.
Misal; bir filmde görmüştüm. Fareyi bir konserve kutusuna koyup kutuyu adamın göbeğine yaslıyorlar ve ısıtıyorlar. Çıkacak yer bulamayan fare metali kemiremeyeceğine göre eti kemiriyor. Kimin aklına gelir ki? Ama gelmiş.
Ben de aynısını fareye yapabilirim.
Bir konserve kutusuna böcek koyup kutuyu ısıtabilirim.
Hatta aynısını böceğe yapabilirim.
Bir konserve kutusuna mayt koyup kutuyu ısıtabilirim.
Aynısını mayta da yapabilirim.
Bir konserve kutusuna nematot koyup kutuyu ısıtabilirim.
Bu kural bir nematot için de geçerli.
Bir konserve kutusuna bakteri koyup…
Kuantum boyutlarında bir psikopatlık.
Tek sıkıntı o kadar küçük konserve kutusunu nereden bulacağım?
Sonuç olarak evde fare var ve sizin için en hayırlısı, benden uzak durmanız gibi görünüyor.
sylvan clownson



