şiiryayınlar

21.yy kısa türkiye tarihi – yiğit ergün

21.yy kısa türkiye tarihi

her şey eski bir fiyaskoyla başladı
kara delinmeden önce delik karalandı
doğuştan egzaymır sonradan biseksüel
kavim boyu fetvâ, kibrince zafer..
sevgililerin aldatılabilirliği, metreslerin hevesi
günlüğe sızan arabesk ve rüyada biten kokain
parasız ve aşksız kim mutsuz olmaz söyleyin?

ilelebet efkâr mı olacak
hep böyle kabahat
incelmeyecek mi bir daha gökyüzü
devrilmeyecek mi diktatör?

bütün dönemler geçmiş
bakarsın bu da geçer
tütün alkol uyuşturucu
yeni tadılacak bedenler..
bakarsın tekrar şarkı söyler insanlar,
bakarsın artık birileri, birileri için olmaz
ve bakarsın birileri, birileri için ölmez.
her eve et girer çıkar
hiç evsiz de kalmaz
bakarsın zenginlik de fakirlikle birlikte yok olur
ve yerli bir orta sınıfta buluşuruz..
nesli tükenir fuhuşun ve sokak çocuklarının
tekrar coşar taşar oksijen kokusu
ama bunlar ne yazık ki hayatın değil sanatın konusu!

hayal kurmak güzel
hayal kırmak kolay
hayal kusmak yasak
nasıl evrenselleşebilir şiir,
nasıl aynı olur insanlar?

hani hatırla, 2000 lerin başı, 2010’lara kadar.
daha paramızın paramız olduğu zamanlar
ne güzeldi televizyon, haftalık bağ kurulan diziler
sokağa çıkmak heves, sevgiliye gitmek coşku
şimdi herkeste yenilgi, her yerde kuşku…
eski bir fiyaskoyla başladı her şey
mumyalar birdenbire birbirine girdi
eskilerden söz açtıkça kanayan yaralar,
patlayan bombalar, yok edilen hayatlar
kendi ülkesinde köleleşen milyonlar
ucuz mu ucuza giden yaratıcı insanlar. 

bu utanç hepimizin
bu çamur bu çeşni
bu yük hepimize
bu düşüklük bu seviye…
bu sömürü bize,
bizi bize, kendi ülkemizde
kendilerine yem eden haramzade
vehimden vahada serap sanma sirki
allah’ım onları yakacaksın değil mi?!

kıyafetler temiz ve vucut kaslı gözüksün yeter
bilgi ve erdem umurda değil
servet sahibi olmak en gerekli amaç
önüne düşen armut pişmişse ne iyi
ya gerçekler ortaya çıkıp da
ortada kalmaya devam ederse diye,
hiçbir taşın altında el yok, ideolojiler godoş.
buruşuk sabahlar, geçmeyen geceler
siyah ve beyazın müthiş iktidarı..
diğer bütün renkler tutsak.

aslını bilmeyen toplum,
başkasında umut arayan düşün
bereketi kuşatılmış toprak
türküde taşeron nakarat
türkiye’de mazlum türk
kim için doğursun kibele,
kime laf anlatsın sokrat?
bak ne hâle geldik:
türk demeye utanacak

her şey tüketim için
her şey tükedildikçe güzel
nereye tükürürsen tükür
tüketim hiç geçmesin yeter.

belki de en korkuncu
ezik geçen 20 li yaşlar
ve kurulu düzensiz 30’lar
40’larında da olmazsa
ne zaman mutlu olur insanlar
her yerde duvarlar
duvarlardan ‘insan’lar…

bulutları saymak ya da mastürbasyon
iyi bir film izleyip, iyi bir date’e çıkmak
küçük mutluluklar ve büyük aşağılıklıklar..
biz küçük mutlu oldukça; onlar daha da büyüyorlar…

ayrılık boşanma, cinnet cinayet
bir gün tekrar gelir mi istiklâl ve hürriyet?
belki de en vahimi geleceksiz gelecekler…
en utancı sansür ve en ayıbı paha
pırlanta ve maden, modayla dalkavuk
yaşamlar geç, ölümler çabuk.
zaman bu zamansa
biz zamansız çocuklarız
fight club halt yemiş,
biz en bitik hayatlarız.

şimdi ernesto olsa lümpen, nietzsche naçardı.
ne zaman siren çalsa ödümüz götümüze kaçardı
değerliler en değersiz, en zorlar en basit
korku ve biat gençlere ışık saçardı
en azından enine boyuna
enkazdan olma gerçek kesit.
baka baka açılan üzüm
tıka basa dolu metrobüs
seke seke giren kurşun
inzivada lokman hekim.

kahır olmuş koloni, kıyım olmuş kanun
hep boşuna boşuna, kendini sarıyor makaron
her köşede muhbir, her kazanda yalan
gittikçe daha da uzuyor iki nala varyant şarampol

ebabil uykuda
bülbül dilsiz
karganın gagasında gagalamaya yok derman

kedi köpek soykırımı
el oğlunun enflasyonu
her yer satılık
her taraf peşkeş
herkesin bir fiyatı var
çok uzakta özgürlük…

sonradan oldurmalar ünlü
yönlendirilebilir sanatçılar rahatta
bağımsız sanatçıların çoğu bağımlı
anlam ve metafor sakatta

liyakat motor olmuş, felsefe mundar
istikrarlı sansürüyle yaşanılası ülke
istikballi azınlıkla yaşa bi: nasıl ülke!

bilmem geçen son 10 sene
bir daha geri gelir mi?
ya bir daha gelmezse,
bunun için de içilir mi?
canımız yorgun içimiz sıkkın
ya yaşarken bize haklarımızı devredip de gitmezlerse
allah’ım yakacaksın onları değil mi?


anlam ve yokoluş açısından çağların en berbatı
en aşağılardayız, yok gemimizin mürettebatı
bilmem milyonlarca off çeksek karşıki dağ erir mi?
allah’ım onları yakacaksın değil mi !?

10-11 ekim 2025 / kadıköy
yiğit ergün

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Allah onları yakamaz çocuk
    yıkamaz da
    kül yanar mı çocuk?
    yıkılır mı virane?
    akıllanır mı deli divane?
    bu sefer durum sıçık
    sıçtık
    kullateyn su yetmez…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu