hakça dağıtılmaya giden bir niyazın peşinden ya da bir inançtan bir ideolojiye ya da karl marx nur yüzlü bir alevi dedesiydi – gürkan bektaş

Alevilik neden “sosyalist” bir anlayışa benzetilir? Çünkü bu inanç, yalnızca uhrevi bir yol değil; yeryüzünde adaletin nasıl kurulacağına dair somut bir pratiktir. Paylaşım ve eşitlik, burada birer temenni değil, yaşanan bir zorunluluktur. Bir Alevi köyünde bir ziyarete gidersiniz. Bu ziyaret; bir su başıdır, bir ağaçtır, bir taştır. Yani mülkiyetin değil, doğanın kutsandığı bir yerdir. Daha ilk adımda egemen dünyanın “sahip olma” fikrine karşı bir reddiye vardır. Bir niyazın peşinden gittiğinizde şunu görürsünüz: O niyaz bölünür, çoğalır ve herkese eşitçe dağıtılır. Orada kimsenin cebine, statüsüne, kimliğine, inancına, cinsiyetine bakılmaz. Kim ne getirdi, kim ne getirmedi sorulmaz. Çünkü o lokma, piyasanın değil rızalığın ürünüdür. Değeri para değil, paylaşımdır.
Hatta bu ritüellerin içinde “niyazı kaçırma” gibi bir gelenek vardır. Bu, temsili ve sembolik bir kaçırmadır. Niyazı alan kişi peşine düşülür, yakalanır ve ensesine hafifçe vurulur. Bu oyun gibi görünen ritüel, aslında derin bir anlam taşır: Paylaşılması gerekeni sahiplenmeye kalktığında, topluluk seni geri çağırır. Hiçbir lokma bir kişiye ait değildir; bölüşülmediği anda meşruiyetini kaybeder. Bu, bugünün dünyasında radikal bir eylemdir. Çünkü içinde yaşadığımız düzen, biriktirmeyi kutsar, bölüşmeyi değil. Azınlığın çoğunluk üzerinde kurduğu tahakkümü “doğal” sayar. Alevilik ise tam tersine, çoğaltmayı ve birlikte var olmayı esas alır. “Biri kırka, kırkı bire” taşımak; sadece bir söz değil, mülkiyet ilişkilerine yöneltilmiş açık bir itirazdır. Alevi öğretisinde lokma, bir eşitleyicidir. Aç ile tok arasında, zengin ile yoksul arasında, kadın ile erkek arasında kurulan görünmez duvarları yıkar. Bu yönüyle Alevilik, sınıfsız ve ayrımsız bir yaşamın mümkün olduğunu gösteren tarihsel bir hafızadır. Dolayısıyla Aleviliğin sosyalizmle kurduğu bağ, yüzeysel bir benzerlik değil; ortak bir adalet arayışının farklı biçimlerde ifadesidir. Biri ideoloji olarak, diğeri inanç ve yaşam pratiği olarak; aynı soruyu sorar: Neden bazıları fazlasına sahipken, bazıları yoklukla sınanır? Ve aynı cevabı verir: Çünkü bölüşmeyi unuttuk.
Bu yüzden bu bölünmeyi bize hatırlatan Karl Marx, muhtemeldir ki Horasan’dan Anadolu’ya, oradan da Almanya’ya zorunlu göç etmiş bir Alevi dede ocağından biriydi. ???? Niyaz, bu unutuluşa karşı bir hatırlatmadır. Her bölünen ve paylaşılan lokma, bu düzene karşı sessiz ama derin bir itirazdır.
*Gömbe veya kömbe, özellikle Erzincan, Elazığ, Dersim/Tunceli ve Sivas yörelerinde Hızır ayı veya hayır işlerinde yapılan, yağlı, yumuşak bir çörek türüdür.



