
gözlerin şarkısızlığına ağıt
orman artık yanmıyor
ateşin bütün adresleri içime taşındı
üşüyerek yanıyorum
içimde buz tutmuş bir yangın var
dumanı yok
sadece kalbimin içinde dolaşan karanlık bir sıcaklık
sözcükler kapıları kapatıp kaçtı benden
dilim kendi gölgesine sürgün
kendi küllüğüne bırakılmış bir ateşim
her gece cam kırıklarının sırtında yürüdüm
ayaklarımda sabrın ince kanı
bir çocuk sesini yitirdi rüzgârın cebinde
bir kadın ağlamayı unuttu
ben bu eksilmiş dünyaya ad bulamayan bir dilim
gözlerin burada değil
ama yokluğun duvarlara çarpıp dönüyor
taşsız zamansız bir mağarada
kalbimin karanlık göğsünde yankı büyüyor
ey zaman
avuçlarımdan çaldığın gözyaşları
boğazımda dizilen bir sabır tespihi
her tanesi susturulmuş bir çağın susuz hatırası
melek olsaydım yine sever miydin beni
kanatlarım küle dökülse bile
toprağım pişmanlıktan çatlıyor
su yerine ben akıyorum
toprağın damarlarında dolaşan yorgun bir suyum
yıldızsız gecelerin karanlık dolaşımı
yalanlarınızla örtmeyin üstümü
ben sustukça çoğalan bir ülkeyim
suskunluğun sınırları yok
dağlar bile doğruyu taşır sırtında
denize yürüyen bir hayalet gibi geçiyorum içinizden
her gerçek içimde dikenli bir gül açıyor
kanarken öğrendiğim tek dil sabır
gözyaşıyla büyüyen bir ormanın içinden konuşuyorum
bırakın ölüler konuşsun
mezar taşlarının harfleri bizden daha diri
her sessizlik gizli bir çığlık saklar
günahlarım da konuşsun sustukça
kendi içimizde uçurumlar yetiştiriyoruz
sonunda hep kendimize düşüyoruz
bugün geçmişi içtim bir bardakta
dibinde tortu kaldı
babamın sesi
annemin suskunluğu
hiç doğmamış çocuklarımın gölgesi
mumlarım sönmedi
gözleriyle yas tutanların gövdesiyim
bir ömür karanlığa şarkı öğretmeye çalışan
tek bir isyan notasından ibaretim
buradayım
suskunluğun kederin kaybolmuş zamanın tek sahipliğinde
dünya adımı unutsa bile yankım hâlâ dönüyor
bedriye korkankorkmaz



