öyküyayınlar

öteki – kübra seyitoğlu

ÖTEKİ

Odadaki kalabalıktan güç bela sıyrılıp çıkabilmişti. Yaktığı sigaranın dumanı balkon camına vuruyor, o ise içeriyi göğsü kabararak izliyordu. Çocukluğu yalnızlığın ve görünmezliğin soğuk duvarlarında geçmiş biri için bu durum inanılmazdı. Zamanın dakika dakika hesaplandığı bu dönemde kendisine saatlerini ayıran bu insanlar, bu özenle hazırlanmış masa, bu kıymetli hediyeler… Hepsi hepsi kendisi içindi. Yaşarmış gözleri bir an için içeriden sıyrılıp camdaki yansımasına takıldı. Nefret ediyordu kendisiyle göz göze gelmekten, ne zaman kendisiyle baş başa kalsa hep aynı şey oluyordu. Sanki ruhu hesap soruyordu ondan, şekli farklı ama anlamı aynı sorular… Bir anlık boşlukla yine yakalanmıştı kendisine ve yine beynine çivi çakarcasına soruyordu sorusunu.

Gerçekten kendisi için miydi her şey yoksa her şeyden habersiz yarattıkları kadın için mi?

Her ne kadar şimdiye kadar zihninin kendisine yönelttiği soruları bir şekilde inkâr etmeye çabalasa da bu soruya karşı aciz bir kabullenişten başkasına güç yetiremiyordu. Sahi onlar inşa etmemiş miydi onu? Bir örümceğin ağını örmesi gibi kusursuz bir şekilde örülmüş ilk kurbanı da kendi benliği olmuştu. Kendini az önce gururla izlediği kalabalığa feda etmişti. Az önceki neşeyle bakamıyordu artık içeriye, her birini tek tek süzüyor ruhunda bıraktıkları izleri hatırlıyordu.

İlk önceleri lise zamanlarında kalabalık ailenin getirdiği görünmezlikten o kadar bunalmıştı ki annesini taklit ederse ilgi görür sanmış, benzer olmanın bir faydasını görmeyince farklı olmaya karar verip yaşadığı kasabadaki genç kızlardan farklı giyinmeye farklı davranmaya başlamıştı. Olumsuz da olsa dikkat çekmek hoşuna gitmişti zaten sonrasında da koca hayatı benzer olmak ve farklı olmak arasındaki o iki keskin uçta gidip gelerek geçmişti. 

Üniversiteden arkadaşları da buradaydı sahip olduğu düşüncelerin çoğu onlara aitti. Ailesine karşı gösterdiği farklı olma cüretkârlığını burada gösterememiş, en yaygın ve kalabalık olan gruba yanaşmış, bir sünger gibi emmiş öyle ki onlardan öğrendiklerini onlardan daha çok savunmaya başlamıştı. Ne de olsa yalnızlıktan sıyrılıyor, arkadaşları tarafından sevilip destekleniyordu, geri kalanın bir önemi yoktu. Olması gerekenin bu olduğuna o kadar inanmıştı ki ailenin yanında farklı dışarıya benzer ol kuralıyla yaşıyordu.

Okul bitip iş hayatına başladığında âşık olmuş ve evlenmek istediği adamdan da yaşam tarzını ödünç almıştı. Geçmişini inkâr ve görmezden gelmeye kadar dayanan bir ödünç almaydı bu. Eşinin ailesiyle kendi ailesi arasında yadsınamayacak farklılıklar vardı ama mesele onun nasıl olduğuydu. Sanki kasabada mütevazı bir aile tarafından büyütülmemiş, meşakkatli bir çocukluğu olmamış gibi davranmış, işin kötüsü buna içten içe kendisini kaptırmıştı. Kendi ailesi dahil eşinden aldığı yaşam tarzına uymayanları içten içe yargılıyor, küçümsüyordu. Yemek yiyiş tarzından giyinişine, konuşma tarzından düşüncelerine kadar her şey her şey ödünçtü…

Kendisine ait yalnızlığından başka hiçbir şeyi yoktu onun, bu insanlar kendisini değil onlara ayna oluşunu seviyordu. Etrafı azıcık sakin kaldığında insan yığınları içine karışması da kendini hırpalarcasına gezip tozması etkinliklere katılması da bu gerçeklerle muhatap olmamak, ruhunun dehlizlerinde kalan benliğinin sesini duymamak içindi. Uzun zamandır verdiği mücadeleye bugün güç yetirememiş kaçamamıştı. Gerçekler kadar artık bir şeylerin değişmeyeceğinin de farkındaydı.

Cama vurulan bir tıklatmayla irkilmiş ve çıkmıştı daldığı düşüncelerden, Bir kere geldiği şu hayatta kendisine ait hiçbir şey olmaması ve muhtemelen olmayacağının bıraktığı o ezici duygu ve yüzleşmesini tamamlamış olmanın verdiği garip bir rahatlama duygusu vardı içinde, yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirerek içeriye geçti.  Her zaman yaptığı gibi insan yığınlarına bıraktı kendisini…

kübra seyitoğlu

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu