öykü

devinim – hasan kaplan

Deviniyorum… Tıpkı bu dünya, bu evren gibi. Ama karanlık maddesiyim bu deliliğin; bilinçleri kemiren bir keşfim ben. Suretim ise ancak ve ancak senin kadar görünür kılınabilir retinalarda; evet sen!

Ruhumun kanamaya âşık yaralarını kanırtıyor bu korna harmonisi. Gözlerimin önüne koyu-siyah perdeler asmaya kalkıyor bu kalabalık; ne cüret! Ben zaten yeterince koyuyum. İçime bırakılmış bir karasinek larvası gibi hissettiğim kalbim, sanki derimi parçalayıp çıkmak istiyor; kaburgalarım içten pazarlıklı bir çiftsuratgardiyan gibi şimdilik engel buna.

“Biz bu ülkeye çok benziyoruz, biliyor musun?”

“Nasıl, anlamadım?”

“Bizim kuşak yani. Seksenlerde, belki doksanların başında doğanlar.”

“Hangi açıdan?”

“Müthiş bir arada kalmışlık hissetmiyor musun sen de? Eski ile yeni, doğu ile batı, ilkel ile modern, varlık ile yokluk, bilgi ile cehalet gibi. Tam anlamıyla sıkışmışlık. Bu saydıklarımın hiçbiri, hiçbir zaman tam olarak oturmamış üzerimize. Ben sadece ilkel ya da cahil ya da yokluk içinde olmaya bile razıyım lan! Yeter ki sadece biri olayım; ama iyi ama kötü. Her şey yarım. Ve her şey yarımsa tamam, hiçbir şeyizdir bu kokuşmuş bok çukurunda, anlıyor musun? Hiçbir şey ulan! Ne görece ilkel ve sorgusuzca öğrenilmiş geleneklerimizden vazgeçebiliyoruz, ne yeni sunulana hayır diyebiliyoruz. Bak anlatırken bile yapıyorum; görece de neymiş, ilkel işte amına koyayım! Dümdüz ilkel. Bak bu küfür de olmadı şimdi… Neyse… Ya kolu uzun gelmiş birinin, ya paçası kısa kalmış diğerinin. Kısa paça demişken; şimdi moda mesela, zamanında yıkana yıkana çekmiş kısa pantolonlarımızla taşak geçerlerdi, hatırla. Ha ha…”

“Yani evet, haklı olduğun şeyler var. Ama bu zıtlıkların ya da öyleymiş gibi görünen kavramların neresi kötü ki abi? Farklılık işte, ne güzel. Sente…”

“Yahu bırak şu doğu-batı sentezi zırvasını. Yok, iki kıtayı birleştiriyormuşuz bilmem ne. Bu saçmalıkla övünüyor musun gerçekten? Az önce ne anlattım lan ben. Bir çeşit bağırsak olmanın neresi iyi olabilir?”

“Ne oldu oğlum, tersinden mi kalktın bugün?”

“Tersimden mi? Bak ne yapacağım şimdi.”

Dedi ve hızla arabanın kapısını açıp, bir şimşeğe kafa tutarcasına fırladı dışarı…

10 Metre:

Erkektim lan ben erkek! Babam onu aldı elimden. Onun, o şerefsizin suçu bütün bu olanlar. Bütün yaptıklarım o aşağılık herif yüzünden. O gece… Hay sikeyim film şeridini… Bir baba oğluna neden tecavüz eder ulan! “Yapma baba, yapma ne olursun, yapma!” Gözyaşlarım bile ağlamıştı; gözyaşlarımın yaşları da…

20 Metre:

Erkeğim lan ben, erkek! Herkesi, her şeyi sikmek istiyorum. Ocaktaki tencerenin içindeki yemeği, antredeki büyük siyah şemsiyeyi, paylaşmak zorunda olduğum oyuncak arabamı, kaldırım taşlarının üzerindeki ayak izlerini, sokağın ilerisindeki nüfus müdürlüğü binasına asılı tabelayı, tepemin üzerinde uçup duran lanet kelebeğin kanatlarını… Babamın suçu evet. Onun yüzünden tecavüz ettim o kız çocuğuna. Her şey onun suçu… “Yapma abi, ne olursun yapma!” Gözyaşları bile ağlamıştı; biliyordum, Allah kahretsin, biliyordum…

30 Metre:

İyi biri oldum ben, evet oldum! Tavaf ettim, yedi kere döndüm. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şeriyke leke lebbeyk, innel hamde vel nimete lekevel mülk, la şeriyke lek.” Taşladım şeytanı; kırıldı ayna. Kırıldım, büküldüm, sonra düzeldim ve yine kırıldım. Benliğimle savaştım ve savaşımız asla kutsal değildi. Kazanan yok…

40 Metre:

Bu hiçbir korkuma benzemiyor. Tarifi yok ve tarife gerek de yok. Çiftsuratgardiyan izin verecek ve larvakalp özgür kalacak. Ruhum dingin denizlerin üzerinde süzülmek istediğini fısıldıyor inceden inceye. Ama dinginlik kulaklarımda gömülü bir kelimeden ibaret sadece. Bir şey beni içine çekiyor. Bilincim… Bilinç… Bil…

50 Metre:

Bir bilgisayarım oldu benim. Ne sevinmiştim be! Orta direk denilen o sınıftan olmak ne güzeldi he! Biraz var, biraz yok; bir miktar refah, bir miktar kaos… Hayır, bok gibiydi bunların tümü. Deneme sürümüydüm ulan ben! Deneme tahtası, ha ha! Biraz öyle yazıldı üzerime, biraz böyle yazıldı. Silindi sonra ve tekrar yazıldı. Sıkışmışlık, sıkışmış…

60 Metre:

Annem, canım annem benim. Cefakâr annem. Sanırım aramızdaki bu saçma biyolojik bağdan dolayı biraz zaafım var sana. Belki de kodlarıma yazılı kocaman bir “Z.A.A.F” idin, bilmiyorum. Ama senden de nefret ediyorum. İzledin o gece, sadece izledin. Gördüm seni kapının aralığından. Tek gözünle izledin. O göz benim kahramanımdı oysa. Kahverengi, yuvarlak, nemli ve kırmızı pelerinli bir süperkahramangözdü. Ama o gece, belki de ilk defa izinliydi. Ama korktun, biliyorum. Ben de korktum.

4 Metre:

Şuursuzluk, karanlık, yokluk…

                                                            ***

Son Dakika:

“Özel bir firmada şoför olarak çalışan B.O.K, trafiğin yoğun olduğu 17:30 sularında Boğaz Köprüsü’ne çıkarak intihar etti. O sırada yan koltukta bulunan iş arkadaşının ilk ifadesinde: ‘Ben de ne olduğunu anlamadım. Sinirliydi ve biraz garip davranıyordu. Sonra bir anda araçtan fırlayıp, kendini aşağı bıraktı’ dediği öğrenildi. Talihsiz adam, tam o sırada köprünün altından geçmekte olan canlı hayvan gemisine düştü. İlk bilgilere göre genç adam hayatta ama bilinci kapalı. Hayati tehlikesi devam ediyor. Olaya şahit olan gemi tayfasından bir kişinin: ‘Yanına gittiğimde telef olmuş bir ineğin karnına çakılmış halde buldum. Sanki ana karnındaki bir cenin gibiydi. Her yeri kırılmıştı. Hayatta olduğunu fark edince şoka uğradım. Allah’ın bir mucizesi olmalı bu’ dediği öğrenildi. Gelişmeleri akşam haberlerimizden takip edebilirsiniz.”

                                                            ***

“Eeeyyy Kırmızı mağazalı Aziz Tysilio kilisesinin girdabının yanındaki beyaz fındık ağacının ovuğundaki Aziz Meryem Kilisesi!” Ahh ah, bu histerik seslenişi biliyorum… Yine ne kaybedilmek üzere acaba ya da kazanılmak? Kapatın şu sıçtığımın televizyonunu… Kimse duymuyor mu beni? Off… Neden, neden ölmeyi bile başaramadım? Neden hâlâ bu devinimin içindeyim ve neden benliğimden başka hiçbir şey hissetmiyorum? Neden lanetiyim kendimin?

                                                            ***

Devinim:

1. Devinmek eylemi, devinme.

2. Fizik Terimi: Durağan, durmakta olan bir noktaya göre yer değiştirmekte olan nesnenin yaptığı eylem.

3. Toplumbilim Terimi: Bir toplumdaki olayların ana özelliğini, varlık biçimini belirleyen toplumsal süreçlerin bütünü.

4. Felsefe Terimi: Zaman içinde durum değiştirme.

5. Felsefe Terimi: Olabilirlikten gerçekliğe geçiş.

6. Felsefe Terimi: Bir düşünce sürecinin başlaması.

7. Felsefe Terimi: Bir ruh durumundan başka bir ruh durumuna geçiş.

8. Felsefe Terimi: Tarihin akışı içinde var olan düzeni değiştirmeye zorlayan toplumsal, ruhsal ve benzeri güçlerin baskısı.

hasan kaplan

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu