”8 mart kadınlar konuşuyor” / IV – halime tetikoğlu / sezen budak / ezgi türkmen

8 Mart 1857’de New York’un bir dokuma fabrikasında 40 bin işçi günde 16 saat yerine 10 saat çalışma ve ücretlerin artırılması için grev başlattığında, kadın hareketinin toplumsal tarihi için bir dönemeç olduklarını bilmiyorlardı. Aslında onların hikayesi, kapitalizmin tarihinde birçok kez karşılaşılan isyanlar kadar sık görülebilecek bir olayken, yalnızca emek-sermaye çelişkisini değil; onun tutunduğu tutkallardan biri olan patriarkanın yıkımını da muştulaması açısından ataerki için tüyler ürperticiydi.
Feminizmin tarihi, dalga dalga büyüyen ve çeperini genişleten, çifte ezilmiş öznenin amansız mücadelesidir. Yalnızca sermayenin sömürü gücü karşısında değil, erkeğin tahakkümü karşısında, “güçlü olan hayatta kalır”ı şiar edinmiş ve bunu evrimin bir parçası saymış (ki bu da başlı başına hatalıdır zira evrim güçlü olanı değil, adapte olanı hayatta tutar) sosyal darwinist görüş karşısında bir mücadeledir söz konusu olan. Önce siyasal hak talebi ile başlayan, kamusal ve özel alan ayrımı üzerinden şekillenen ve seçme-seçilme politik hak talepleriyle yükselen liberal feminizm tarih sahnesine çıkmıştır. 19. yüzyılın liberal feminizmi genel olarak bu sığlıkla maluldür.
Liberal feminist hattın karşısında sosyalist feminizm, siyasal hak talebi ile kısıtlanmış bir mücadele tipini yadsır. Esas olan kamusal-özel alan ayrımı değildir, çünkü özel alan da kamusaldır. Kadının ev içi emeği, aile kurumunu yeniden üretimi, çocukların bakımı ve büyütülmesi kadının kamusal alandan iyice ayrıştırılarak tahakküm altına alındığı bir edilgenlik de yaratır. Görünmeyen bir emek türü olarak ev içi emeğin ücretli emekten farkı, karşılıksız oluşudur. Dolayısıyla yalnızca siyasal haklarına kavuşmuş bir ev kadını, gerçek bir özgürlük ve eşitlik içinde değildir.
Radikal feminizm ise 20. yüzyılın ikinci yarısında, kadınlar arasındaki kız kardeşlik bağını öne çıkaran, toplumsal cinsiyet rolleri içinde kadının yalnızca liberal feminizmde olduğu gibi siyasal hak mahrumiyetinden mahrum olmadığını ya da sosyalist feminizmin ev içi emeğine sabitlenemeyeceğini söyleyerek çok daha geniş bir perspektifle patriarşik erkek egemen düzenin köklerini hedef alır. İkinci dalga feminizm işte bu kaynaktan neşet eder.
İşte bugün de feminizmin söz konusu dalgalarının kümülatif etkisi ile söz konusu bu tarihsel mirasın üzerinde yükselen kadın hareketi, mücadelesini sürdürüyor. Hiçbir zaman kabul etmediği prangalarını, küresel kapitalizmin Nazi selamı veren asalak multi milyarderlerine karşı, dini rejimlere karşı, toplumsal alanın içine sinmiş mikro iktidarlara karşı söküp atmak için direnişini bırakmıyor. Onların, yaşamı onurlandıran kesif mücadelelerine selamla…
Önsöz: Zülal Arıman
8 Mart vesilesiyle, kolektif bir düşünme sürecinin ürünü olarak belirli sorular hazırladık. Bu sorular, yalnızca bireysel deneyimleri görünür kılmayı değil, aynı zamanda kadınların toplumsal hayattaki konumlarına, karşılaştıkları yapısal sorunlara ve geliştirdikleri düşünsel ve pratik yanıt biçimlerine dair çok katmanlı bir tartışma zemini oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle hazırlanan sorular, tekil cevapların ötesinde, ortak bir düşünme pratiğinin ve eleştirel bir sorgulamanın başlangıç noktası olarak kurgulanmıştır.
Şüphesiz ki kadınların bu soruların her birine vereceği yanıt son derece kıymetlidir. Bu söyleşi, tam da bu çoğulluğu görünür kılmayı; kadınların düşüncelerini, deneyimlerini ve değerlendirmelerini kamusal bir tartışma alanına taşımayı hedeflemektedir.
Söyleşi Editörleri: Zülal Arıman & Huriye Şahin
Bu dosyada soruları yanıtlayan isimler: Halime Tetikoğlu, Sezen Budak, Ezgi Türkmen

Halime Tetikoğlu
- 8 Mart’ın tarihsel bağlamının toplumda yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz? Kadınların tarihsel hak mücadeleleri konusunda sizce yeterli toplumsal bilinç var mı?
Hayır , Anlaşılmış olsaydı tekrar tekrar aynı problemler yaşanmazdı. Kesinlikle yok , insan ve canlı olan herhangi bir varlık için de bu bilincin kaybedildiğini düşünüyorum, var olan da yok olmaya başladı. - Sizce 8 Mart bir kutlama günü müdür, yoksa bir mücadele ve dayanışma günü mü? Neden?
Hem kutlama hem mücadele hem de dayanışma günüdür. Hem de hiçbiridir . Bazı kadınların ( canlıların ) hiç konuşulmadan bu haklara sahip olup; kadınların elde etmesi gereken bir şey olduğunu iddia etmelerinin bir tezatlık doğurduğu için hem her şeydir hem de hiçbir şeydir. - İş hayatında kadınların karşılaştığı başlıca eşitsizlikler nelerdir? Kadınların ev içi emeğinin yeterince görünür ve tartışılır olduğunu düşünüyor musunuz?
Eşitlik değil de adaletsizlik diyelim . Birçok durum var . Bunu kadını erkeği fark etmeksizin üst alta yapıyor. Evet düşünüyorum . Çünkü ben öyle bir evde yaşıyorum. Ama toplum için durumun içler acısı durumda olduğunu söyleyebilirim. - Kadınların siyasetteki temsili sizce yeterli mi? Daha eşit bir temsil için neler yapılmalı?
Yeterli sayılır . Adaletli olsun da eşitlik diye diye bize fazlaca sorumluluk yüklediler. Siyasi olarak sayı üstünlüğü olsa da zihinler hâlâ ele geçirilmiş vaziyette, o yüzden bir önemi yok. - Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sizce temel nedenleri nelerdir?
Eşitlik olmasın . ADALET OLSUN ! Bu yeterli olacaktır. Kadın çalışıyor. Çocuk dünyaya getiriyor. Evini çekip çeviriyor . Hâlâ yetersiz hâlâ yetersiz . Bunun ortadan kalkması lazım. Erkek küçük bir başarısı ile ellerin üstünde, kadın ise niye daha iyisini yapmadı diye örseleniyor. İşte buna bir çözüm bulunmalıdır. - Toplumsal cinsiyet ayrımının edebiyat alanına yansıması sizce nasıl görülüyor?
Yani görülmüyor bile kadınlar, yok ki. Bazı kadınlara göre bile bu böyle görünüyor. Var olan kadın sanatçılarımız iyi ki varlar . Var olmaya da devam edecekler. - Dünya ve Türkiye edebiyatında sizi etkileyen veya sevdiğiniz kadın şair ve romancılar kimlerdir?
Fatma aliye , Güzide Sabri Aygün , Elif Şafak. Aklıma şu an gelmeyen ama eserleri ile hayatımda iz bırakan bir çok yazar da var tabii.

Sezen Budak
- 8 Mart’ın tarihsel bağlamının toplumda yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz? Kadınların tarihsel hak mücadeleleri konusunda sizce yeterli toplumsal bilinç var mı?
Kesinlikle düşünmüyorum, fakat bu halkımızın bir sorunu değildir. Mevcut bilgiye erişim kaynaklarının iktidarın baskı egemenliği doğrultusunda provoke etmek için uyguladığı yöntemlerden biri gibi ele alıyorum. Kapitalizmin sömürü ve tüketim için insanlara yüklediği bir reklam niteliği taşımaktadır bu tarihsel bağlamın anlaşılmama durumu. ‘Emekçi Kadınlar Günü’ denilmemesi de bir çok taraftan, bu duruma bir örnek. - Sizce 8 Mart bir kutlama günü müdür, yoksa bir mücadele ve dayanışma günü mü? Neden?
Kesinlikle mücadele ve dayanışma günüdür, verdiğiniz seçeneklere göre bunu diyebilirim. Kutlamayı dilediğimizce, hakkımız olduğu gibi yapabileceğimiz maddi ve somut koşullar bulunmadığı için dayanışmayı ve mücadeleyi bize gerekli kılan bir gündür adaleti sağlayana dek. Pek tabii ki tarihsel süreci de bunda etkili. - İş hayatında kadınların karşılaştığı başlıca eşitsizlikler nelerdir? Kadınların ev içi emeğinin yeterince görünür ve tartışılır olduğunu düşünüyor musunuz?
Özellikle çalışan kadınların ne iş yerinde ne de ev içi emekte yükümlü yaşamında hiçbir hakkının verilmediği gayet açık bir gerçektir artık dünyada. Kadın işçi olarak 2. Planda kalmaya zorlanmaları, maaş eşitsizliği ve aile tercihleri gerekçe gösterilerek iş yerindeki konumunun ve sürecinin patronların baskısıyla, haksızca söz sahibi olmaları, aynı şekilde özellikle işçi annelerin; ataerkil hegemonyanın egemen olduğu aile kurumunda ev işleri ve çocuk bakımının sadece anneye/kız çocuğuna ait gösterilmesi ve emek paylaşımının söz konusu bile olmadığı da başka ağır bir gerçektir. Yemek yemeye bile vakit bulamayan annelerin çocuklarıyız.. - Kadınların siyasetteki temsili sizce yeterli mi? Daha eşit bir temsil için neler yapılmalı?
Kesinlikle daha fazla olmalı, kadınlar sadece siyasette değil, hayatın her alanında, her iş kolunda ve hatta. Daha eşit bir temsiliyet için bütün cinsiyetlerde toplumsal ve özgür birleşimlerle mücadele etmeliyiz. Her zaman, her yerde.. - Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sizce temel nedenleri nelerdir? Günlük yaşamda bu eşitsizliği en çok hangi alanlarda hissediyorsunuz?
Tamamen sınıfsal yapı temelli asli bir sorundur. Daha birçok tartışma yürütülebilir ama en temel sebep budur ve odaklanmamız gereken nokta da sınıflı toplum yapısıdır. Günlük yaşamda bir kadın olarak ilk eşitsizliği babalar tarafından görmeye başlıyoruz zaten henüz küçük bir kız çocuğu iken.. Daha sonra okulda, iş hayatında, arkadaşlık ve duygusal ilişkilerimizde.. Kısacası her alanda en az 10-0 geride bırakılıyoruz - Toplumsal cinsiyet ayrımının edebiyat alanına yansıması sizce nasıl görülüyor?
Gerektiği kadar hakim olmamakla beraber geçmiş yıllardan beri kadınların her alanda bir erkek kadar becerikli olamayacağı baskısı ve anomalisi ;edebiyat alanında da günümüzde bir dalga konusu olmuş durumda desek yeridir. Bu sebeple üretmeye kadınlar olarak hiç ara vermemeliyiz. - Dünya ve Türkiye edebiyatında sizi etkileyen veya sevdiğiniz kadın şair ve romancılar kimlerdir?
Edebiyat denemez fakat Rosa Luxemburg kalbimin içinde tahtta oturur vaziyettedir adeta.. Dünya edebiyatında ise Ursula K. Le Guin, Türkiye edebiyatında ise Gülten Akın.
Çok teşekkür ederim bana bu soruları cevaplama imkanı sunduğunuz için, bütün emekçi kadınları 8 Mart’a direnmeye, sesimizi kol kola yükseltmeye çağırıyoruz! Kadınların yok sayıldığı bir dünyayı hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz!

Ezgi Türkmen
- 8 Mart’ın tarihsel bağlamının toplumda yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz? Kadınların tarihsel hak mücadeleleri konusunda sizce yeterli toplumsal bilinç var mı?
8 Mart’ın tarihsel bağlamda toplumda yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Çünkü kadınlar dünyanın her yerinde hâlâ haksızlığa uğruyorlar. - Sizce 8 Mart bir kutlama günü müdür, yoksa bir mücadele ve dayanışma günü mü? Neden?
Kadınların hak mücadelesini anma, eşitlik talebini hatırlatma ve dayanışmayı büyütme günüdür. Tek cümleyle: 8 Mart bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik mücadelesini hatırlatan bir anma ve dayanışma günüdür. - İş hayatında kadınların karşılaştığı başlıca eşitsizlikler nelerdir? Kadınların ev içi emeğinin yeterince görünür ve tartışılır olduğunu düşünüyor musunuz?
İş hayatında kadınların karşılaştığı sorunlardan bazıları cinsiyet ayrımcılığı, mobbingler, küçümsemeler, tacizler, tecavüzler. Kadınların ev içi emeklerinin görünür olduğunu düşünmüyorum. Paylaşımların hiçbiri adil değil. Bir kez de kadınlar otursa da erkekler çay yapsa. Hayat müşterek deniyor evlilikte. - Kadınların siyasetteki temsili sizce yeterli mi? Daha eşit bir temsil için neler yapılmalı?
Kadınların siyasetteki temsili yeterli değil. Meclisteki siyasetteki kadın sayısı artırılmalı. - Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sizce temel nedenleri nelerdir? Günlük yaşamda bu eşitsizliği en çok hangi alanlarda hissediyorsunuz?
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğin nedenleri; örf ve adetler, ataerkil toplum yapısı. Kadına ve erkeğe atfedilmiş toplumsal roller. Gündelik yaşamda bu eşitsizliğe her alanda rastlıyoruz. Çalışırken patrondan, evde iken kocamızdan, okulda müdürümüzden. - Toplumsal cinsiyet ayrımının edebiyat alanına yansıması sizce nasıl görülüyor?
Her alanda olduğu gibi mutlaka edebiyatta da kadınlar geri plana itilmiştir diye düşünüyorum fakat bu konuda çok bir bilgim yok. - Dünya ve Türkiye edebiyatında sizi etkileyen veya sevdiğiniz kadın şair ve romancılar kimlerdir?
Emma Goldman, Ursula K. Lequin, Gülten Dayıoğlu, Mina Urgan
çengel sanat



