senin iç’in – ihsan özalp

I
hangi ağacın yaprağından düşmüşüm çiğ tanesi boyutumla
hangi mevsim almış beni içine
dört kere dört sonbahar eder
ve dört mevsim yaprak dökerim
bu havalarda ben yalnızca
çiğ tanesi boyutumla
ve düşmenin tedirgin korkusuyla
dikkat! kaygan zeminim
avazım çıktığı kadar bağırıyorum şimdi
avazzzıımm
yarının getirecekleri güneşte kalmış ekmek kurusu
bayat, sert
ümidimi tekelden tedarik ediyorum
sakız çiğnemek gibi seni düşünmek
çenem ağrıyor başım dönüyor
balon yapıp patlatıyorum hayalini
uzayan ve kısalan günlerin hatırına
sonsuzluğa el uzatıyor kavmimin yoksul yevmiyecileri
II
ve ben sigarayı aç karnına içme diye
un ufak olmuş yerlerimle sana poğaça oluyorum
ve ben geceleri uykusuz kalma diye
sana rüya örüyorum gün ağarıncaya dek
tek görünümlük hayatım
film şeridi gibi geçiyorum içinden
ve ben patronundan azar işitme diye
sabahları saati geriye alıyorum
zamanı avuçlarımda tutuyorum senin için
senin için geç kalıyorum kendime
ve ben ölüme benzeyen suskunluğumu
sen sıkılma diye evde bırakıyorum
şarkı oluyorum ağzına dolanıp
sesim rüzgara karışıyor her nakaratta
ve ben rakın bittiğinde balık oluyorum rakı şişesinde
pullarıma huzurunu sakla diye
kılçıklarımdan arındırıp kendimi
oturup seni izliyorum
ve ben ayazda kalan yüreğim seni üşütmesin
ve benim sevdam sana büyük gelmesin diye
terzide daralttırıyorum
sıkı sıkı bağlıyorum umutlarımı veresiye defterinde
safları sıklaştıralım diyorsun
vaaz veriyorsun emekliliğine beş kalmış
ihtiyar düşlerime
boşuna nefesini yorma
iflah olmaz bu sevda
sevgilim nefesim gibi
gözüm gibisin
birden beliriverdiğimiz dünyavcunda
ekim zamanı yine gel sevgilim
tohumum sende bu mevsimde çıkmam
sen mevsiminin meyvesiyim
sen gelirsen
sen ekersen tomurcuklanırım
sen istersen güneşe bile küserim
su mühim değil seninle beslenirim
al hayatım senin olsun
dilediğin yere ek beni
içine ekersen aşk olurum
yumoşla yıkarım içini
ihsan özalp



