şiir

daha çok dinleyici – yiğit ergün

otobüse bir kadın biniyor. hatrı sayılır bir süre hayatını anlatıyor.

akademik kariyer ve taşaklı bir hayat istiyor. kadın kafadan yirmi dakika,

aracın orta, gürültünün yüksek segmentinde seyrediyor.

telefonu kapatırken konuştuğu kankisine, ‘’şimdi otobüsteyim,

çok konuşamıyorum canımm..’’ demesiyle dilimden,’

bir de çok konuşsaydın, beyinlerimizi birbirine bağ edip

grup seks eylerdin herhal amına koyayım!..’’ diyorum.

/ne şiirin bu fasılla ilgisi var / ne otobüsü hamilime geçirme postasındayım..

an, duraksamaların toplamından artan kırıntı/lar…
zaman, izini en orospuca kaybettiren lanetli kaynak.
ölüm, kendini kendinden doğurup kendi döllerinde boğularak ölen yıldızlar yampiri
aşk, aşk! ‘’ ah! başka yollara sapysaydım..bana vah! ‘’ ki ne vah dediğim histeri
birazdan yıkanmaya hazırım ayaklarında..ve arınmaya… haydi çıkar neşteri!
sen burayı berber mi zannettin ayol! burası bursa işi aşko işini bilir bijuteri
sen sıtarvörs dua edersin ama kader sana yaşatır jetgilleri

izah birden maruzatından oluyor
arzunun basamakları bir bir soyuluyor
aklım, kıymıklarından kurtulduğunda bulunmaz inci.
takıldım, senin gibi kemirene kendi kalbini..

ne bir dünya var piyasada
ne birbirine olan atlas coğrafya
ne ufukta beklenen kıtaların tekrar birleşmesi
ne de ortada topaç gibi dönen ibne bir geoid
ne hasıraltı edilmiş asırlık metaforlarız sadece
ne secdesini yalnız sezgisine açmış ulu mescidt

gök kendini üstüne almamış bugün kere
ağaçlar yalandan soluyor, afetler bakire
bazen odam avlu olur pencerem volta
bazen hüzünlerimin coşası gelir sevinçlerimin kusası
belli sevmekten yorgun, belki derin bir gönül yarası.

tabiri gelmişken hızlı markaj atlayalım hadi bulutları
bazen memleketime memelerinden tecavüz ediyorlar
kapağını açmadan ince reveransta bulunuyor rögar
ve ne sikim hikmetse, bu dizede araya giriyor, şiir hesabı- otogar.
ve senin yolculuğunun bittiği yer, bir yolun göt deliğinde kendi dibime tıkıldığım hangar..
oysa ne burada bir kancık malik imledim, ve ne ağzımdan çıktı ‘’ orospu çocuğu katarlar ‘’

söyle be güzel kadın
beni peşinde koşturma birincisi
bilmem kaç kontür, kaç likit sayıkladın?-
dedi doktor, doktor nişantaşı incisi
buralarda barbut maço kuzen
hayırdır oğlum?.. bize hesomeso?!
gibisinden hani, ayıktın kral, hayırdır falan espresso?

dedim dedim ve geçtim
bu yollardan bu yontulmuş yârlardan
duydum duydum da kaçtım
üstüme olmadığım tarifler diken sistem metotlarından
elim gitmiyor ölüme henüz
yaşadığım da söylenemez fakat
ruhum depremde madalyon
içim ölümüne enkaz
dışına vuruyor anlam
içine ağlıyor hilkat
mücadelemi tırtıklayan horoz
tinimi gümbürdeten heyhey
tanımı koyan pesimist doktor
ben hasta halimle alayına davay davay

öz birdenbire öksüz ve yetim, en âdi dolandırıcı: zaman.
göz alan kanlı bir katananın sıyrıklarından ağarıyor tan..
avcılıiğa soyunuyor keklik. sis üflüyor karanlık.
boşuna boşalıyor kırmızı, boynunu büküyor lacivert..
gecenin sonunda, yine kendimin neresindeyim bilmiyorum.

bakış açım ballı bacaksa
kalbim, kas paratonerim,
haybeye bileylenen savunmacı bir bıçaksa
durduğum yeri durduğum yerden biri çekip çıkarsa
kanımda durmaksızın akan cehennem olarak çıkarsın kanıma bakılsa
yansa tiner bağlar, viran gölgeler yıkılsa

senle yanma fikri ürkütüyor beni inceden açıkçası
hemen dikişinden dışarı salıyor kendini,
marş ettiğim bir sistemin son yama güncellemesi

bilmem ne kadar farkındayız altımızda can çekişen hazinenin?
fazla büyüme kaygısı ve globalleşmeden gergin,
gerdanın ağzında titreyen azizenin?
-istanbul oldu hem donduğum hem eridiğim
kapital mağarasında boğulmakla beraberim-
büzüşüp altında bok balçık
hepitopu sütü bozuk bu düzenin

zorroyla kibariye match
bulutlarla alacak verecek dengeli
ay! aydınlanmam ne denli aymaz takoz
homiligırtlak olmakta ve olmaktan memnun,
mezarda memleketi iskeletinden soyulmuş kılçık
bizi burdan sürseler, sivastopol sergüzeşt olur çok çok.

ruhum akrobasiye düşkün
rahmim olmadık doğumlar müjdeliyor
anla, yok öyle peşinden birkaç hafta daha pır pır..
olacaksa olsun, doğacaksa doğsun, dolacaksa dolsun içime içime aşk
varsın kendini yok saysın, her gün kendini yeniden varettiği döngüden
bırak, yakası paçası yarrağı yemiş bir şekilde sallansın öylece umut
bırak, umut umduğunu bulamasın.
bırak, gözlerim sende bakmak ister.
bak, böyle ayrı gayrı olacağı yok!
çık gel burası cennet olsun, çıkıp gelmen bayram.

gündelikçi gayzerlerin gıygıyında galaksi
gastronomik gerillanın gardı gart.
şarkının şevkindesin sen suavi
ama dilinde bok götürüyor nakarat
gece hep geldiğinden gecikmiş
arz talebini bulamıyor bir türlü
hece senin ikin arasında sıkışıp kalmış
ah gülüm, benim hallarım sana böyle vakarlı

ipinden kılpayı iniyorum,
tipimden ağırlaşmış müebbet
sevgi sevdikçe sevilir biliyorum,
yukarısı huş aşağısı meşk, ortası muhabbet.

merkezimi düşündükçe düştüğüm mayınlı çukurda
detayların tecavüzü naturama soykırım yapıyor.

yiğit ergün

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu