çilekler – jan ender can

Güney’e
elma ağaçlarına sor!
ölü ve Büyük İskender’e sor!
açtığın savaş
açacağım yaraya değecek mi?
erkekten dönme haziran yağmurları
büyük şehirler,bir cinayet!
içimdeki kalp,kalbimdeki iç!
Haydarpaşa’da yağmur, Kuzguncuk’da akşamüstü
yeşil gözlerini
yeşil bir denizle avuçlamak gibi sevginin bütün fiileri
ve belki de
1 ile 2 arasındaki sonsuzluk bile yeterdi…
çünkü sana bakmak
kumaşın makası kesebildiği
bir terzi arzusunda kaybolmaktır
yerdeki kana sor!
33 yaşında beklenmedik bir şekilde ölmenin
bütün mezar taşlarına sor!
aslında bana kalsa
Edinburg’a gitmek istiyordum
tırnakları olmayan eller ve ayaklar istiyordum
elmanın içi için çekirdek
kılçığın dışı balık istiyordum
zaman geçer,yağmur geçer,
kutsal olan en güzel yalan bile geçer
İzmir’deki bir kızı sevmenin karşılığında
hayat bildiğini okurdu
Piç Aziz,Seksi Mustafa ve Laz Adem gemileri doldururdu
deniz yalan söylemez bir ayrılığı doldururdu
zaman geçer, yağmur geçer,
kutsal olan en güzel yalan bile geçer
ben sırf bunu bilmek için sağ kaldım
sağ kalmak için sırf bunu unuttum
her şeyi düz kireç boyalı duvarlar gibi unuttum
ben seni
kendimi öldüre öldüre unuttum!
hiç ölmeyen Babil’e sor!
bana sor!
onu geminin kıç kasarasından yukarıya çektim
olta ağzına şerefsiz bir misyoner gibi saplanmıştı
ölü vatoz,ölü gece, ölü bir ölüm
eğer bu olta bir silahsa,benim değil!
eğer ölen bir balıksa,o da benim değildir!
sonra her neden,her nasıl ve hiç niçinse!
Dresden sokaklarında aç susuz dolaşan
Dostoyevski geldi aklıma,
Güney San Fransisco Tren Deposunda oturup ağlayan
Jack Kerouac’ın kalbi,
Heinrich von Klesit ve Henriette…
bu kış sert geçecek,geçecek diyorlar
rakının alkol oranı hızla düşüyor
dünyanın insanlık oranı hızla düşüyor
ve esmer kızlar esmer şiirleri eskisi kadar sevmiyor
eminim,eminsin
farkında değiller!
aşk,
sahipsiz bir kuduz için köpek aramaktır!
jan ender can



