öyküyayınlar

ölüm terapisi* serisi – hafif – alpay eglenen

Giderek ağırlaşıyorum. Ölüyüm artık. Giderek ağırlaşıyor. Annem öldü. Onu öldürdüm. Sırtımda iki kişi var gibi. Neyse ki onu taşıyan sadece ben değilim. Ama beni sırtlanan benden başka kimse yok. Ayakkabım beş aylık. İlk aldığımda tabanı neredeyse iki santimdi. Ezile ezile yarım santime düşmüş. Boyum kısalmış. Kilom artmış. Minik bir taşı bile taşısan, ağırlığı artmasa bile zamanla daha ağır gelmeye başlar. Benim, üstüne ağırlığım da artıyor. Geçen ay yüz kırktı, şimdi yüz elli beş. Her ay yenilenmesi gereken gardırobumu yüzden sonra salmam gerekti. Sürekli annemle uğraştım. Kanserdi. Bombeli bir mimariye sahip organik bir gökdelen gibi görünüyor olmalıyım bu dar dış cephe içinde. Beş altı tane göğsüm var sanıyordur gören. Gören değil, bakan. Herkes bakıyor. Dikkat çekiciyim. Çekiciyim. Bu sabah ekranı kaydırırken gördüğüm yeşil camlı cat eyes gözlüğümü alıp takmışım. Yine ekranı kaydırırken gördüğüm simsiyah ve upuzun prenses elbisemi giymişim. Yine ekranı kaydırırken gördüğüm mob wife makyajı yapmışım. Ekranda gördüğümde neredeyse kadını ayak ucunda yürüyor sanacağım, stiletto ayakkabıya basıyorum. Kırılmıyor. Basıyorum. Kırılmıyor. Beton delinecek ama topuk kırılmıyor. O kadar zayıfım. O kadar zayıf ve güzelim ki herkes bakıyor. Giyinip takındığım ve süründüğüm her şeyi başkasından görüp almama rağmen en çok bana yakışıyor. Bu yüzden takipçim şimdiden beş bin. Dikkat çekiciyim. Tıklım tıklım kalabalık ama ölenin yakını olduğum, önemli biri olacağım hemen anlaşılıyor. Tabutu tanımadığım erkekler taşıyor. Hepsi benim gözüme girmek için bana güç gösterisi yaparcasına omuzlarını dikmiş. Sanki bir tanrıçayım ve hepsi bana tapınmak için sıraya girmiş. Tanımadığım insanlar başsağlığı diliyorlar. Gözümün nemi güneş gözlüğünden taşmayacak kadar az. Başa gelebilecek en büyük acılardan birine rağmen bu kadar asil durabilmem gurur verici. Acı üzerime çok yakışmış. Kombinimi tamamlamış. Takipçilerim görmeli bunu. Ben çekmiyorum fotoğrafımı, birileri çekiyor, haberim yokmuş gibi. Doğal bir güzellik, sanki ölen benim ve melek olmuşum. Bu durumda bile diğerlerinden o kadar farklı ve büyüleyiciyim ki, iyi ki annem ölmüş diyesim geliyor. Psikologların kendini sevmek dedikleri bu olsa gerek. Çekiciyim. Dikkat çekiciyim. Topuğum beş aydır ezile ezile bir buçuk santim kısalmış. Vücudumda her organım kat çıkmış. Çünkü annem, ben elli beş kiloda formumun zirvesindeyken bir anda kalp krizinden ölmedi. Kanser olup ağır ağır, iyileşme yolunda umutları tazelene tazelene öldü. Tabutu taşıyacak kimse yok, ben ve etraftan görüp yardıma gelen birkaç kişi dışında. Hepsi erkek ve hiçbirinin umurunda değilim. Önümde sıraya dizilip baş sağlığı dileyen kimse yok. Uzaktan patlayan flaşlar yok. Takipçi sayım hesap pasif kaldığı için binin altına düşmüş. 65 kilodan sonra paylaşımı bıraktım. Zaten bu hâlimle fotoğraf çekinsem de işaret parmaklarıyla ezip geçerler beni. Bir de vicdan mastürbasyonu yapmak için medeni cesaretimi falan kutlamak üzere kalp atarlar. Çünkü dar kıyafetler en çok şişkolara yakışmaz ve ben bugün çok darım. Bir bakan bir daha bakıyor ve sonra unutuyor. Bazı şeyler hatırlanmamalı ve benim tüm hayatımı unutamadığım bir fotoğraf yönetiyor: Bembeyaz, kıpkırmızı, gıpgri, simsiyah. Kanı, bembeyaz kalmış kenarlardan çekilip karnının içinde havuz olmuş annem ameliyat masasında yatıyor. Havuzdan yeni çıkmış beni bembeyaz eldivenler tutuyor. Üzerimdeki sıvı parmak aralarına süzüp ben hareket ettikçe eldiveni gıcırdatıyor. Bembeyaz, kıpkırmızı. Metallerle dolu oda büsbütün gıcırdıyor. Simsiyah, gepgeniş bir kadın yeni açılan gözlerime dolup taşıyor. Eline alet edevatlarını aldıkça fotoğrafa duman sızıyor. Gıpgri, simsiyah. Anneme kafamı çevirdiğimdeyse hareket eden hiçbir gaz yok. Bembeyaz. Simsiyah, kocaman doktor gri temaslarda bulunuyor. Beyazlık titriyor, donuyor, titriyor donuyor. Gri dokunuş. Titreme. Donukluk. Ritim. Ritim başlıyor. Annemin ciğerleri çalışıyor. Annem odaya sızıyor. Oda annemle doluyor. Kıpkırmızı beni sarıp sarmalıyor ve annem tüm hayatım oluyor. Kocaman siyah doktor sayesinde annem kurtuluyor. Sayesinde. Hayır. Yüzünden. O an kaybetsem o an alışabilirdim. O an başka bir annem olabilir ve şu an 55 kilo bembeyaz bir peri kızı olabilirdim. Şu an birkaç yüz telefonda ağız büzülerek kalplenip geçilen değil; kimi kadınlar tarafından hayranlıkla bakılan, kimi kadınlar tarafından kıskanılan, kimi erkeklerin evlenmek isteyeceği, kimi erkeklerinse bir gece benimle olmak için tüm servetini dökebileceği biri olabilirdim. Şu an birileri bir eliyle fotoğraftaki detaylara zoom yapıp diğer elini benim yerime koyabilirdi. En büyük acıyla hayata başlamanın getireceği vurdumduymazlıkla tek derdim, fotoğrafa elli kez zoom yapıldığında ancak görülebilecek bir siyah nokta olabilirdi. Benim şansıma düşense o siyah noktanın kocamanıydı. O siyah nokta yüzünden şu an 155 kiloyum. Yani sabah tartıldığımda o kadardım. Şimdiye değişmiştir. Giderek ağırlaşıyorum. Annemi çoktan indirdik ama ben hâlâ onu taşıyorum. Üzerine atılan her toprak sırtıma asılı torbaya doluyor. Kemiklerim etimi ve yükümü taşımakta daha da zorlanıyor. Dizlerim titriyor. Eklem bölgelerimde etlerim yırtılıyor ve kemik uçlarım çıtırdayarak dışarı çıkıyor. Depremde hasar alıp bir süre sonra kendiliğinden kendi içine bükülerek yıkılan bir bina gibi çökmeme çok az kaldı ama yaşama içgüdüsü peşimi bırakmıyor. Çukur doldurulurken imam gözüme mutfak şefi gibi görünüyor. Önümde etli pilav yapılıyor küreklerle. İhtiyaçlar piramidinin düşüyorum diplerine. Tek derdim bir an önce evde olmak ve yemek yemek. 55 kilo olsam bir sevgilim olabilirdi. Şu an ona sarılıp ağlayabilirdim. Saatlerdir bir şey yememiş, kupkuru ve kokmuş ağzıma rağmen ince belime bakıp her hâlimle çok güzel olduğumu söyleyebilir ve beni dudağımdan öpmeye başlayabilirdi. Dudaklarım koşar adım karşılık verirdi, iki bacağın canavardan kaçışı gibi. Tükürüklerimiz bir deniz olup içinde yüzmeye başladığımızda, karada kalmış ve yüzme bilmediği için peşimizden gelemeyen canavarlara uzaktan el sallardık. Acı ne kadar yoğunsa, onu azaltacak olanın vereceği mutluluk da o kadar yoğun olur. Bu yüzden annemin öldüğü gün, hayatımın en iyi orgazmını yaşardım. Yaşatırdım da. Çünkü 55 seksi bir sayıdır. En az beş bin kalp getirir. Ama 155 kiloysan senin için yemek yemekten başka hiçbir zevk kalmamıştır çünkü sadece yemek yerken görüntünü önemsemezsin. Bir de annen hastayken ve kendini onun iyileşmesine adamışken. Bir işe gireceğin zaman önemlidir, evleneceğin zaman önemlidir, bakkala giderken bile önemlidir. Giydiğin eşofmanın içinde, dağınık saçlarınla bile ne kadar çekici olduğunu, hatta kimilerine göre böyle daha çekici olduğunu bilerek bakkala gitmenin özgüveni olmadan kapıdan dışarı adım atmak istemezsin. Ama yemek yersin. Hatta en güzel sen yersin. Çünkü güzelliğin sorumluluğu yoktur üzerinde. Zaten beğenilmeyeceksindir. Kibar olmana gerek yoktur. Elinle yiyebilirsin. Ağzına istediğin kadar doldurabilirsin. Geğirebilirsin. Kalori hesabı yapman gerekmez, zaten olan olmuştur. Zayıf insanlar ağızdan orgazm olmayı asla bilemeyecekler. O biliyordu. O geniş, siyah ve annemi hayata döndüren kadın bu sırra erişenlerdendi. Etimin katlı yerleri, o annemi yaşatma telaşındayken olduğu kadar terli. Farkına bile varmamışım ama yaz çoktan gelmiş. Güneş beyaz tenimi siyaha çevirmiş ve 155 kilo olmuşum. Giderek ona benzemişim ama annemi onun gibi kurtaramamışım. Sanki bu kocaman göbeği annemi iyileştirmesi için satın almışım, kullanmışım ve işe yaramamış, iade süresi çoktan dolmuş ve satıcı ortalıkta yok. Yok bu göbekle dışarıda yerim. Bir restorana girip sipariş verebilecek kadar bile yok. Geçtim orada yemeyi, paket yapın diyebilecek kadar bile görünmemeliyim. Olabildiğince gizli ilerlemeli ve bir an önce eve gitmeliyim. Siparişi internetten verirken kapıya bırak seçeneğini işaretlemeliyim. Çünkü ben 55 kilo bir kadının özgüveniyle kuryeye kapı açamam. Sadece kolumu uzatayım desem bile bileklerim beni ele verir. Kapatın gözlerinizi. Beni görmeyin. Gördüyseniz unutun. Ben hatırlıyor olmanın cezasını çekiyorum. Hafızam benim lanetim. O kahramana şekil olarak benzedim ama gücünden yoksunum. Annem öldü. Onu öldürdüm. Onu bu önümde sarkan çuval öldürdü. Kariyerimi başlamak üzereyken bitirdi. Beni yavaşlattı. 55 kilo olsam eczaneden eve daha hızlı giderdim, sosyal medyada binlerce takipçim sayesinde kazandığım reklam paralarıyla aldığım arabamla. Annemi ölüyken değil, ölmek üzere bulurdum ve ambulansı daha erken arardım. En yakın devlet hastanesine değil, en yakın ve en iyi hastaneye yönlendirirdim. Ambulanstaki müdahale ile süreyi uzatır, hastanede ayağa kaldırırdık. Olağan tedavi sürecine dönerdik sonra. Sonra öldü. Onun gibi olursam, onun yaptığı gibi annemi iyileştirebileceğimi sandım. Onun gibi oldum ve annemi öldürdüm. Hey! İnsanlar, bana bakın! Yolun tam ortasındayım. Dursun tekerlekler, ayaklar. Çember oluşturun etrafımda. Yansın farlar, aydınlatsın beni. Gözleriniz bana baksın. Gırtlağıma kadar akan göz yaşlarım ve terimle ıslanmış, üzerine mezarlık tozlarından simler yapışmış şu daracık kıyafetimin altındaki katil balinaya bakın. Size sunuyorum etimi. Beni cezalandırın. Bunu hak ettim. Önce insanlar sağda solda ne bulurlarsa kapıp saldırmaya başlıyorlar. Farların dereceleri yükseliyor, motorlar elinde kılıçla koşmaya başlamak üzere olan gladyatörler gibi bağırıyor, etrafımdaki binalar kafalarını üzerime eğiyor, önce karanlık çöküyor, ardından insanlar, en son arabalar, hepsi benim bedenimde birbirleriyle çarpışıyorlar. Patlıyorum, yıllardır yemek yemiş ve bağırsaklarımı hiç boşaltmamışım gibi patlıyorum, yaşadıkça kanım giderek daha çok artmış gibi patlıyorum. Kolları kırık insanlar çarpılmış bacaklarla geriliyorlar, direksiyondan sonrası dümdüz olmuş arabalar arka tekerleklerin gücüyle güç bela ayrışıyor, betonlar omurgalarını tekrar göğe dikiyor ve kanla karışık yağmur yağıyor. İçi boş göbeğim bir havuz gibi dolmaya başlıyor, kanla karışık yağmur beyazlıyor, göbeğim taştıkça suyun rengi açılıyor ve berrak bir göl gibi kalıyorum. Suyun içinden bir kadın çıkıyor. 55 kilo. Beli ince. Annesi hayatta. Kansermiş ama parası ve özverisiyle onu iyileştirmiş. Bu süreçte koşturdukça vücudu daha da fit bir görünüme kavuşmuş. Annesinin iyileşmesi şerefine bu süreçte yanında olan, her gün ayrı hastane kombini paylaşımlarının hepsine kalp atan sayısı yüz bini aşmış takipçilerine çekiliş düzenliyor. Önce kendisi giymiş reklam veren butiğin elbisesini ve onunla çekindiği fotoğrafı çekiliş postuna eklemiş. Kazanmak için iki hesabı da takip edip yoruma iki arkadaşınızı etiketleyin. Bir milyon takipçi yolda. Elbisenin bir numarası yokmuş. Kadın o kadar güzelmiş ki, herkes o elbiseyi giyince onun kadar güzel olacağını sanıyormuş. Aslında herkes kadının bedenini istiyormuş. Ya onun gibi ya da onunla olmak isteyen yüz binlerce kişi… İnce topuklu ayakkabımla metal ve cam parçalarının arasından kaldırıma geçiyorum. Bir giyim mağazasının camekanının içinden yüzüme bakan bir mankenin üstüne karabulut gibi çöküyorum. Topuğum ezilmiş olduğundan kolayca içine giren cam parçalarının her adımda ayağıma attığı kesikler sızlıyor. 155 kiloluk yansımam, mankenle iç içe geçip beni geçmişimle yüzleştiriyor. Camekanda şimdiye kadarki tüm yaşadıklarımı karşılaştırmalı içeren bir tablo oluşmuş. Peki ya gelecek? Karından çıkartılır çıkartılmaz, ebenin kucağında yetişkin farkındalığıyla gözlemler gibi annesini kaybetme korkusunu hissetmiş ve onun hayata tutundurulmasına şahit olmuş birinin, annesiz kaldığında geriye yapacak neyi kalır? Hele de 155 kiloysa. Ölemediğim için yaşamaya devam ediyorum ve bu bedenle yemek yemekten başka keyifle yapabileceğim hiçbir şey yok. Tabii ki eve sipariş, tabii ki kapıya bırak. Beni görme. Şişkoyum. Aynı zamanda çıplak. Giyinik olursam üzerim çok kirlenecek. Bedendeki leke kıyafettekini çıkarmaktan daha kolay. Ilık poşet. Yağ kokusu. Islak kese kâğıdı. Patates kızartması. Ketçap, sarımsaklı mayonez, barbekü ve ballı hardal sosu. Hamburgeri kenara at ve hepsini patatese dök. Önce tek tek başla. Avucuna sığacak kadar kaldığında hepsini birden ağzına al. Sakın kapatma. Yemeğin yarısı ağzının dışındayken ısır. Katıları yutarken sıvılar aksın üstüne. 156 kilo. Göğsüne çarpıp savrulan parçaları topla ve göğsünün arasına akmış sosa bula. Sosu parmaklarınla dudaklarının arasından fışkırtırcasına, sıkıca ısır. 157 kilo. Bir tane soğan halkasını tüm soslara batırıp rengarenk bir ısırık al. Hamburgeri kâğıttan ayır ve ekmeği kaldır. Soğan halkalarını üzerine diz. Bir kaşık al ve tüm sosları içine sıyır. Plastik kutuları dilinle temizle. Üzerine ekmekten küçük bir parça yutup kalanını kapat. Isır. 158 kilo. Isır. 159 kilo. Ağzın, içine yağ döküp yediklerini içinde kızartmışlar gibi. Kolayla temizle. Asit yaksın diş ve diş etlerini. Kayganlık gitsin ve kuruyan şeker damağını sertleştirsin. 160 kilo. Tabii ki eve sipariş. Tabii ki kapıya bırak. Dumanı tüten lahmacunu yay. İçine havuçlu mor lahana salatasını dök. Üzerine limon sık. Bir kenardan başlayıp diğer kenara kadar yuvarla. Ağzına al. Isırdıkça diğer uçtan salata ve limonun suyu kıymanın aromasıyla göğüs arana aksın. Oradan karnına. 165 kilo. Limon vajinana ulaşsın. Yansın. Fırın gibi koksun. Sen bir yemek fabrikasısın. Sen bu fabrikanın tüm yemeklerini yiyensin. Tek zevkin bu. En kayganı sarımsaklı mayonez. Parmağını bula. Asla bir erkekle olamayacaksın. Yemekler senin erkeğin. Kendini parmakla. 170 kilo. Evet. Devam et. 180. Geliyorum. 190. Oh. 200. Tabii ki eve sipariş ama bu sefer kapıya bırakma. Çünkü artık geri dönüşü yok. Zayıf bir gelecek yok. Kendisinden 200 kiloluk beni gizleyeceğim ve görünmeyi 55 kiloluk hâlime saklayacağım kimse yok. Kapıyı itekle. Ayakkabını çıkar. İçeri gir. Kapıyı ört. İlerle. Sola dön. İlerle. Şimdi sağ. Bir erkek için loş ışıkta yatakta çırılçıplak yatan bir kadının kaç kilo olduğu önemsizdir. Onunla dışarıda yan yana görünmeyecekse, bir daha aranıp sorulmayacaksa, her şey o odada başlayıp o odada bitecekse tatmak istemeyeceği hiçbir beden yoktur. Her erkek şişko bir kadını bir kere de olsa deneyimlemek ister. Her erkek minicik olanlar yerine iki kocaman memeye kafasını gömmek ister. Her erkek incecik değil de kapkalın bacakların belini sarmasını ister. Her erkek tüm vücuduyla geniş ve yumuşak bir et tarafından kavranmak ister. Ayrıca 200 kiloysanız hiçbir konuda üstünlük taslayamazsınız ve bu da erkeğe özgüven verir. Bu yüzden her erkek en çok bir şişkoyu sikerken şahlanır. Kendisini apaçık üstün göreceği başka hiçbir beden yoktur. 55 kilo bir kadın onu küçük düşürür. Hak etmediğini düşündürtür. Çekinir, büzülür. Şişko bir kadını sikmek, kimsenin yerken seni görmeyeceğine ve girdiğinle aynı kiloda çıkacağına emin olduğun kilitli bir odada ziyafet çekebileceğin dopdolu bir masayla baş başa kalmak gibidir. Ağır bir bedeni sikmek öz denetimsizliğin, sorumsuzluğun getireceği özgürlüğün hafifliğini vadeder. Kapı ağzındaki siyah gölge. Sana bunları vadediyorum. Elindeki yaşam dolu poşeti at. Merak etme, bahşişini kesmem. Gel ve öldür beni. Konuşmuyor. Söyleyecek hiçbir şey yok. İnsan doğası ne zaman ne yapması gerektiğini çok iyi bilir. Beni sikmeye programlandığını biliyor. Pantolonunun fermuarına yapılan baskının gergin sesini duyuyorum. O bölge daha da kararıyor. Motorcu yeleğini çıkarıyor. Tişörtünü kaldırıyor. Kassız, hafif göbekli vücuduna gereğinden fazla güveniyor çünkü ondan şişkoyum. Kısacık pipisine rağmen pantolonunu çıkarırken dünyanın en değerli hazinesini sunuyor gibi kasılıyor. Motorun deri koltuğunun kasıklarına, yeleğin koltuk altlarına yaydığı ter odaya buharlaşıyor. Her gün dondurulmuş ve kızartılmış besinler yemekten bozulmuş sindirim sisteminin kokusu da geri kalmıyor.  Ama hiçbir şey 200 kiloluk bir beden kadar rezil edemez kimseyi, o yüzden hâlâ dudağının kenarıyla sırıtabiliyor. 55 kilo olsam sidikli külotuma maaşını basacak adam 200 kiloyum diye bana kul muamelesi yapıyor. Gel Tanrım, gel ve öldür beni. En çok benimle Tanrısın. En çok ben boşaltırım seni. Dolgun yanaklarıma sürünmek ister misin? Dudaklarım normal bir insanınkinin iki katı kalınlıkta ve dilim boğazını tıkayabilecek kadar kalın. Gözlerini kapat ve sadece dokunma duyuna odaklan. Daha iyisi olmadığını göreceksin. Ama ben bunları istemiyorum. Beni ilgilendiren şey en yağlı yerime göstereceğin ilgi. Çünkü orası tüm hayatımın sembolü. Ben oyum. Sadece göbeğimi sev. 190 kilo. Annemi kurtaran kadında bundan vardı ve siyahtı. Sadece orayı okşa. 180 kilo. Rengim açılıyor. Biliyor musun? Bir zamanlar 55 kiloydum, bembeyazdım ve modellik kariyerime emin adımlarla giriş yapmıştım. 150 kilo. Onu kaybetmek üzere doğduğum ve şu an öpmeni istediğim göbeğimden olan kadın tarafından kurtarılan annem hastalandı. Evet, işte böyle. 100 kilo. Parlamaya başladım. Isır karnımı. Karnım büyürse annemi kurtaracağımı sandım. Bu karın yüzünden annemi öldürdüm. Küçült onu. 55. Göz göze gel benimle Tanrım. Bakamıyorsun ama, değil mi? Kamaştıracak kadar yoğun bir beyazlık. Yargıla, sapla ve öldür. Göbek deliğim vajinama kadar inmişken başka şansın mı var? Nefesinle uçacak kadar hafifim artık. 0.

alpay eglenen

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu