öyküyayınlar

cuma reçeteleri / bölüm 3: süleymaniye – ramazan çetin


CUMA REÇETELERİ
/ SÜLEYMANİYE

Cemil dükkanın ağır meşe kapısını ittiğinde, içerideki tozlu sessizlik henüz bozulmamıştı. Rafların arasında, eski saatlerin tik takları ve rutubet kokusuyla baş başaydım. Elinde mahalledeki çay ocağından aldığı iki cam bardak ve buharı tüten bir termos vardı. Bardakları, üzerinde 19. yüzyıldan kalma bir haritanın serili olduğu masaya, hiçbir ses çıkarmadan bıraktı. Burada hep böyle mi beklersin?” diye sordum. Eskiden tek başıma gelip şu köşedeki berjerde otururdum,” dedi dükkanın karanlık kuytusunu işaret ederek. “Sokağın gürültüsünden kaçıp sakinleşmek için.
İçin o kadar mı karışıktı?”
“Her zaman,” dedi. Bakışları elimdeki eski pusuladaydı Sessizce çayımızı içtik. Dışarıda sağanak bir yağmur başlamıştı; damlalar dükkanın vitrinine vuruyor, sokağın siluetini bulanıklaştırıyordu. Arada bir yoldan geçen bir arabanın lastik sesi duyuluyor, eski ahşap zemin genleşerek gıcırdıyordu. Biliyor musun Mahir,” dedi Cemil, parmağıyla raflardaki eski radyoları, kırık plakları göstererek. “Kaç kişi dokundu bunlara, kimlerin evinde baş köşedeydi… Sahipleri değişti, devirler değişti ama bu eşyalar hâlâ burada, aynı mağrur duruşuyla bekliyorlar. “Eskisi gibi konuşmuyorsun, sanki kelimelerin de antikacıya düşmüş gibi,” dedim. “Artık bir şeye karşı durup yorulmuyorum. Sadece içimden, kendimle konuşuyorum,” dedi. “Bazen bu yeterli oluyor, dışarıdaki gürültüye ek yapmaya gerek yok.” O sırada dükkanın kapısı hızla açıldı. Genç bir adam, yağmurdan kaçmak ister gibi içeri daldı. Elindeki ıslak şemsiyeyi sallayarak etrafa su sıçrattı ve hiçbir şey demeden arka tarafa, plakların olduğu bölüme geçti. Cemil yerinden kalktı, adamın arkasından yere düşen ıslak mendili eğilip aldı ve çöp kutusuna attı. Genç adam ne bir özür diledi ne de teşekkür etti; sadece dışarıdaki yağmurun dinmesini bekleyip kapıyı vurarak çıktı gitti. Cemil adamın ardından hafifçe gülümsedi. “Güzel,” dedi. “Karşılık beklememek, bir hayalet gibi yaşayabilmek… ” bu bir ufuk açmıştı beyninde. “Ben artık hayatla, bu bitmek bilmeyen hengameyle kavga etmeyeceğim Mahir,” dedi sesinde garip bir huzurla. “Ama sessiz kalıp yok da olmayacağım. İzleyeceğim, düşüneceğim, gerekirse doğru zamanda kalkıp gideceğim. O kadar.” Gitme vaktidir Mahir,” dedi Cemil. Sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. Arka sokaktan gelen sert bir rüzgâr, yerdeki yaprakları hışırdatarak geçti. Cemil, karanlığın içinde ağır adımlarla yürümeye başladı; adımları duyuluyor ama gölgesi her an biraz daha siliniyordu. Onu son kez, Yaşar Kemal’in o ağır dizesiyle uğurladım: “Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık”. Sevgili okuyucu, bu hikaye burada bitiyor. Ben Mahir; size Cemil’in değişimini, sessizliğin ağırlığını ve yanlış seçimlerin zarafetini anlattım. Artık ne anlatılacak bir anı kaldı ne de bu anıları taşıyacak bir yürek. Gözlerim kapanırken, parkın o eski, sessiz bankını hayal ettim. Cemil haklıydı; değişen yerler değil, bizdik. Çok değil yakında öleceğim.
Demirin tuncundan insanın piçinden uzak durun.

ramazan çetin

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu