öyküyayınlar

bir kurban hikayesi – yavuz evliyaoğlu

BİR KURBAN HİKAYESİ

“Önceden, mahallenin delisi diye bir tabir vardı. Her mahallede/semtte kadrolu bir deli olurdu. Şimdinin aksine delinin deli, akıllının akıllı muamelesi gördüğü zamanlardı. Ve tabi ki şimdiki gibi her mahalleye 100 deli de düşmüyordu o zamanlar. Deli dediysem, adı üstündeydi. Haricindeki psikolojik sorunlar ya gizlenirdi ya da konu komşu eş dost terapisiyle çözümlenmeye çalışılırdı. Sorunlu kişiler de buna gayret gösterirlerdi; antidepresanlar ve antipsikotikler çağı başlamadan önce. Neyse.

            Bizim civarın delisinin adı da İsmet’ti. Deli İsmet. İsmet, yaz kış kolu kısa gelen koyu hâkî rengi eski bir ceketle dolaşırdı. Ceketinin önü kapanmazdı çünkü kendi ceketi değildi. İçinde yırtık bir kazak olurdu, altında da kumaş pantolon. Hiç kot giyerken görmedim Deli İsmet’i. Eski kotları insanlar tarlada bahçede giydiğinden demek ki İsmet’e vermeye uygun görmüyorlardı o zamanlar. Saçları devamlı 3 numara kısalığında olurdu İsmet’in. Ön kesici dişlerinden biri kırılmış, diğer dişi de o eksikliği tolere edercesine büyümüştü. Uzaktan bakan, İsmet’in ön dişinin kırık olduğunu anlayamazdı bile. Ama yakından bu, onu daha korkutucu yapardı. Upuzun ve kocaman bir dili vardı İsmet’in. Devamlı ağzından çıkarıp dudaklarını yalar, burnuna değdirirdi dilini. Sokakta dilini sallaya sallaya gezen birini gördün mü ‘deli’ diyesin geliyordu o zamanlar. Yetişkinler bu isteklerini seslendirmezken, çocuklar İsmet’i gördüler mi ‘Deli İsmet’ diye bağırırlardı ve bu da İsmet’i tetiklerdi tabi. Hemen koşmaya, çocukları kovalamaya başlardı. Hiç de yakalayamazdı. Zaten yakalanacak çocuk da İsmet’i tetiklemeye cesaret edemezdi. Adrenalin seven bir çocuk olarak ben de İsmet’i görünce az bağırmadım ‘Deli İsmeeeet’ diye. Ve yakalanmaya ramak kala kaçışlarım…

İsmet ulu orta sayılmasa da -ulu orta yapmışlığı da var- kamu alanlarında köpeklerle cinsel ilişki kuran bir deliydi; parkın bir köşesinde mesela. Kimse de bu duruma ses etmezdi. E köpeklerle tatmin olmazsa kendi karılarına kızlarına sarkabilirdi İsmet. Güdü sonuçta… Bazen erkek çocukları da sıkıştırdığını duyardık İsmet’in ama bunlar pek konuşulmazdı. Sıkıştırılan bir erkek bunu anlatamazdı çünkü. Deli İsmet sıkıştırmış bile olsa, mağdur çocuk da olsa hemen yapıştırırdı millet mağdurun üstüne ibne lakabını.  

            Bir bayram günü harçlık toplamaya çıkmıştık arkadaşımla. Başka sokaklardan geçiyorduk. Eski mahallelerimizdeki komşularımızın elini öpmeye gidiyorduk. Topladığımız harçlıklarla ne yapacağımızı konuşuyorduk yürürken de. Heyecanlıydık, bayram sevinci vardı üzerimizde. Bir anda köşeden dönerek kaçan çocuklar yanımızdan geçti ve ne olduğunu anlamadan arkalarından da İsmet döndü köşeyi. Belli ki çocukları kovalıyordu. Çocuklar İsmet’in hedefinden çıkmış hemen karşısında biz kalmıştık. Kurban Bayramının ilk günüydü ve neredeyse sokaklarda hiç yetişkin yoktu. Sabah saat 11-12 gibiydi. Kapalı, bulutlu bir hava vardı İsmet omuzlarımdan tutup beni yakaladığında. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Boğazımı mı sıkacaktı, beni tenhaya mı götürecekti, yoksa basit bir iki tokat mı atacaktı? Her şey olabilirdi. İsmet beni yakalayınca arkadaşım kaçtı. Onu yadırgamıyorum, İsmet bu; korkması çok normaldi çocuğun. Sokakta 10 yaşında ben, 30 yaşında İsmet ve İsmet’in arkası sıra gelen 2-3 sokak köpeği vardık şimdi ve ne yapacağımı düşündüm hızlıca. 

            ‘İsmet Abi ver elini öpeyim bugün bayram, bayramın mübarek olsun’ dedim omzumu tutan elini tutup öpmeye çalışırken. İsmet şaşırdı, ellerini gevşetti ve öpmeme müsaade etti. ‘Sikimi öp sikimi ‘ diye kahkaha atarak bağırdı. Ganimet ele geçirmiş zafer sahibi komutan gibi gururluydu. Beni yakaladığı için büyük haz alıyordu belli. Köpek sikmekten bıkmış, taze bir oğlan ele geçirmişti ve bayram şekeri işte kucağına düşmüştü. Elleri pis ve nasırlıydı İsmet’in. Fakat enteresan bir şekilde aşırı çamaşır suyu kokuyordu elleri. Belki de beynim o pis kokuyu duymamam için pisliğin zıddı olan kokuyu hissetmemi sağlamıştı. Emin değilim. Midem bulana bulana öptüm İsmet’in elini. Alnıma koydum. Şeker de var vereyim mi İsmet abi, dedim. Gözlerinin içine yalvarırcasına bakıyordum. Bana zarar vermesin diye amigdalam son hız çalışıyor, İsmet’in tehlikesinden vücudumu koruyordu. ‘Ver, ver amına goyum’  diye güldü İsmet. Etrafa bakıyordum yardım isteyecek biri görmek için. Arkadaşım diğer evin köşesinden izliyordu bizi. Çıkıp beni bırakması için Deli İsmet’e küfretti ama İsmet sol eliyle sağ omzumdan gocuğumu sıkı sıkıya tutmuştu. Umursamadı küfrü. Ben sana küfretmedim ki İsmet Abi, dedim. Bak senden de kaçmadım. Elini öpüp bayramını kutladım. Bırak gideyim, dedim. Deli İsmet bu, bırakır mı? Yakalamış bi’kere. Hemen 10 metre ilerimizde metruk bir bina vardı kullanılmayan. İsmet’in gözü orada. Beni oraya götürmeye kalkarsa artık Allah ne verdiyse girişeceğim, kafama koydum. En azından yavaşlatırım, arkadaşım da birini çağırır diye düşünüyorum. O sırada yukarı mahallenin itlerinden Sarı Apo gözüktü. İsmet diliyle dudaklarını yalayıp duruyor. Ben de ‘aa Apo abi geliyor’ dedim. Apo’nun da kimseye bir faydası olacağı yok da işte o an orada bulunmuş oldu. Bırak çocuğu İsmet, dedi Apo gelir gelmez it sırıtışıyla. Gocuğumu sıktığı yer buruş buruş olmuş İsmet’in, bırakınca fark ettim. Senin de bayramın mübarek olsun abi ver elini öpeyim, dedim Apo’ya. O da elini öptürdü. 19-20 yaşında falandı Apo. Onun elinden koku almadım. Korktuğumu, hatta kalbimin ağzımdan çıktığını hiç fark ettirmeden ‘ben gideyim artık’ dedim. Tamam, dediler ve kahkahayla bir şeyler konuşmaya başladılar. İlgileri benden kayınca önce yürüyerek biraz uzaklaştım ve sonra koşarak sokağımıza döndüm. Kalbim ağzımdan çıkacak gibi atıyordu. Arkadaşım heyecanla geldi yanıma. Kaçmasına özür beyan edercesine konuştu, üsteleyip ‘niye beni bırakıp gittin’ diye sormadım. Ne konuştuğumuzu falan anlattım, çok mutluydum. Kurtulmuştum.

            Namım yayılmıştı birkaç hafta içinde çocuklar arasında: Deli İsmet’in elinden kurtulan çocuk, diye. Nasıl kurtuldun, ne yaptın, ıyy elini mi öptün, ama helal olsun, vay anasına bee… Büyük olaydı bu tabi çocuklar için. Ben şanslıydım. Büyük badire atlatmıştım. Metruk binada adımın çıkması an meselesiydi. İsmet bu, deli. Yapar. Belki akıllıca ve diplomatik davranmam belki de şansıma Allah’ın gökten Sarı Apo’yu yollaması o durumu yaşamaktan kurtarmıştı beni. Ama Turgut benim kadar şanslı değilmiş. İsmet onu metruk binaya sokmuş, eliyle taciz etmiş. ‘Sadece eliyle dokundu ‘diye gülerek anlatıyordu Turgut. ‘Hiçbir şey yapamadı’ diyordu sonrasında. Binaya sokulduğunu görenler olmasa hiçbir şey anlatmayacağı kesindi Turgut’un. Çocuksun ve paylaşamıyorsun. Korkuyorsun çünkü. Zannediyorsun ki suçlu sensin.  Başına dünyanın en iğrenç olayı gelmiş olsa da kendin yüzleşip başa çıkmaya çalışıyorsun o küçücük yüreğinle. Çünkü anlatılmamış sana hakların. Sokakta özgürce oynamanın, bedelsiz olması gerektiğini bilmiyorsun. Çünkü arkanda duracağına inanmıyorsun kimsenin; annenin babanın bile. Çünkü küçücük hataların orantısız büyük sonuçlarının olmaması gerektiğini söylememiş kimse sana. Başına gelenlere kader diye razı gelmen öğretilmiş. Çünkü sen, küçük bir erkek çocuk olsan da halkın sana ‘yollu’ yakıştırması yapacağını biliyorsun. Ve bu acımasız tepkileri daha 10 yaşında kavrıyorsun. Bize anlattığından fazlasını düşünmememiz ve ona inanmamız için yeminler ediyordu Turgut. İnandık tabi, fazlası olduysa da Turgut’a oldu, bana mı oldu sanki?

            İnsanlar İsmet’in sokakta yaşamasına yardım ediyorlardı. Ona yemek ve üst baş veriyorlardı. El birliğiyle sokakta akli dengesi yerinde olmayan bir sapık-deli besliyorlardı. Genç yetişkin erkekler arada ona çay söyleyip eğlence çıkarıyorlardı kendilerine. İsmet’e hayvanları nasıl becerdiğini anlattırıyorlardı. İsmet de kâh eşeklerle kâh köpeklerle olan deneyimlerini dili dışarıda kahkahalarla anlatıyordu. İsmet, halka verdiği bu eğlence hizmetinin karşılığını ise çarşıda pazarda denk geldiğinde tanıdığı kişilere pandik atarak alırdı. Pandik atılan kişi önce irkilir sonra İsmet’i görünce gülerdi. Bu gülme davranışı da İsmet’in pis hareketini pekiştirirdi elbette. Bazen de tetikçi gibi ‘git de şunu bi’pandikle lan’ deyip azmettiriyorlardı İsmet’i. Koca koca adamlardı. Eğleniyorlardı. Kimseye bir zararı yoktu İsmet’in görüldüğü kadarıyla. Karılarına-kızlarına bir şey yapmıyordu İsmet çünkü. Birkaç sokak köpeği ve birkaç oğlan çocuğu… Kendi köpeği veya kendi çocuğu olmadıktan sonra da bu bir anlam ifade etmiyordu kimse için. Toplumsal bilinç diye bir şey olmadığı gibi ‘her koyun kendi bacağından asılır’ lafı düstur edinilmişti.

            Gel zaman git zaman büyüdük. Deli İsmet’e ‘İsmet n’aber’ diyecek yetişkinliğe eriştik. Çocuk olmadığımız için olsa gerek artık İsmet’in vukuatlarını duymuyorduk pek. İlgilenmiyorduk da. Biz atlatmıştık. Sıra yeni nesildeydi. İsmet de kırklarındaydı ve artık eskisi gibi çocuk kovalayamıyordu. Cinsel isteği de muhtemelen inişe geçmişti. Eski saldırganlıklarını görmüyorduk. Ayda bir iki kez çarşıda denk geldiğimiz bir figür olmuştu. Neredeyse ‘şehrin değeri’ gibi anılmaya başlanmıştı Deli İsmet yaşlandıkça: Oraya gelinirse görmeden gidilmemesi gereken bir şey.

            Pırıl pırıl bir bayram sabahıydı. Genç yetişkin erkekler olarak önce bayram namazına gidip sonrasında da kurbanımızı kesecektik. Çoluk çocuk bayram şekeri ve harçlığı için dolaşırken biz iş yapacaktık. Kurban Bayramı iş bayramı… Bayram namazına Karamehmet Camii ’sine gittim. Abimle babam oradaydı çünkü. Çıkışta caminin karşısındaki kara fırından simit alıp evde hafif atıştırıp kurbana geçerdik. Bu rutindi artık.  Ben biraz geç kalmışım sanırım, cami içerisi dolmuş kapıya yakın bir yerde zor yer bulmuştum. Turgut geldi o sırada, yanıma durdu beni fark etmeden. Kafasının tepesinde neredeyse hiç saç kalmamış, tombul yanakları içine çökmüştü.  Hiç yaşını göstermiyordu. Üzüldüm. ‘Turgut’ dedim fısıldayarak, uzun zamandır görmediğim çocukluk arkadaşımı görünce. Mutlu olmuştum. O da beni görünce mutlu oldu, ‘çıkışta konuşalım’ dedi, bayram hutbesini dinlemek istiyor gibiydi. Biraz dine yönelmişti. O, hutbeyi dinlerken ben de geçmişi düşünme gafletinde bulundum. Yine bir bayram sabahı İsmet’in beni yakalayışı, çocuklar arasında çıkan namım ve Turgut’un metruk binaya sokulması… Çocukken üzerine çok düşünmesem de şimdi düşündüğümde Turgut’un başına neler gelmiş olabileceğini az çok kestiriyordum. İsmet gibi insan azmanı bir deli, bir çocuğu metruk bir binaya sokup, sadece elleyip bırakmazdı. İçimde bir öfkenin yükselmeye başladığını hissettim. Neden o zaman Turgut’un ailesi buna tepki vermemişti. Neden birisi İsmet’i adam akıllı dövmemişti. Neden hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilmişti? Öfkem gırtlağıma kadar yükseldi, neredeyse kusacaktım.

            Bizim burada bayram namazından sonra insanlar hemen dağılmaz, cami dışarısında bir çember oluşturulup bayramlaşma yapılır. Taşra kasabalarında adettendir. Herkes katılmasa da çoğunluk bu döngüye girer, bayramlaşır. Namaz çıkışında Turgut’la beraber biz de bayramlaşmaya girdik. Caminin son saflarında olduğumuzdan bayramlaşma kuyruğunun da ilk saflarına denk geldik. ‘Bayramübakols, bayramübarkols’ diye hızlı hızlı bayramlaşırken bir anda yediğim pandikle hopladım. Sıranın karşı tarafındakilerin gülmeye başlaması gördüğüm ilk şeydi. Hemen arkamı döndüm. İsmet’in dili dışarıda; bağrı, yırtık kazağından; iple kemerlediği pantolonu fermuarından açık bir şekilde bana bakıp ‘hahahaha’ diye kalın seslerle güldü. İsmet’in çıkardığı sesle birlikte bayramlaşmakta olan cemaatin kahkahaları da yükselmeye başladı. Birkaç aklı başında hacı amca hariç neredeyse herkes gülüyordu. Etrafıma bakındım. Turgut da etrafına bakınıyordu. Sıranın başından bayramlaşmaya başlamış babamı da bana bakıp gülümserken gördüm. Ona bile komik gelmişti. Döndüm. İsmet sırıtarak bana bakıp gösterisine alkış toplamaya devam ediyordu. Turgut olacakları hissedip kolumdan tutup ‘yapma’ diyecek gibi oldu ama tutmadı, müsaade etti. İsmet’in üstüne atladım direk.

Atlamamla birlikte ikimiz de yere yuvarlandık. 3 numara saçlı iğrenç kafasını ellerimle kavrayıp kaldırım kenarındaki beton dubaya sert bir şekilde vurdum. İsmet’in dili dışarıda hala gülüyordu. 10 yaşında el öpen çocuk yoktu artık karşısında ama. Bayramlaşma sırasının nihayet ilgisini çekebilmiştim ve onlar ayırmak – İsmet’i korumak- için üzerime gelirlerken belimden çakımı çıkardım. ‘Yaklaşanı oyarım Allahıma’ diye bağırdım. İsmet’in yırtık kazağıyla dışarıda duran ıslak dilini tutup kesmeye çalıştım. Bir anda çok kan çıktı, kesemedim de. Sırtıma dokunulduğunu hissedince bıçakla dönerek ‘yaklaşmayın ulan orospu çocukları’ diye bağırdım. İsmet’in ağzından fışkıran kandan irkilmişti cemaat. Oysa birazdan bahçede kendi hayvanlarını kurban edeceklerdi besmeleyle. Döndüm İsmet’in üstüne. Ayakları titriyor canı çıkıyordu artık. Onun ölü gözlerine parmaklarımı sokarak kafasını kaldırdım ve besmele çekip birkaç kere daha dubaya vurduğumu hatırlıyorum. Sonra bayılmışım. Babamın ‘n’aptın sen Turgut’ demesiyle ayıldım.

            Bugün, İsmet’in öldüğü yaşta hapisten çıktım. Normalde 7-8 yıla çıkarsın, demişlerdi. İçeride tespit edip 2 sübyancıyı daha öldürmeseydim… Bekledim. İçeride bekledim aslında. Başka tecavüzcüleri bekledim. Ama tecavüzcü koğuşu başka oluyor. Katilleri katillerin, tecavüzcüleri tecavüzcülerin yanına koyuyorlar. İt iti ısırmaz çünkü, biliyorlar. Çünkü biliyorlar çalışmayan adalet sisteminin çalışabilecek son mekanizmasının burada işleyebileceğini. Biliyorlar da ayırıyorlar – koruyorlar- çocuk tecavüzcülerini. Bizim koğuşa başka tecavüzcü katil gelmedi. Üzerime düşeni yapmış olmanın verdiği rahatlıkla hayatıma son veriyorum. Elveda. 10.10.2024 ”

                                                                                                                        12.02.2003

DELİ İSMET BAYRAM SABAHI ÖLDÜRÜLDÜ!

Şehrimizin sevilen simalarından ‘Deli İsmet’ olarak da bilinen İsmail Köçürge (49), dün sabah bayram namazı çıkışı bir husumetlisi tarafından tüm cami cemaatinin gözü önünde feci şekilde öldürüldü. Kendisine Deli İsmet tarafından yapılan şakayı bahane ederek cinayeti işleyen Turgut Demir (28), ifadesinde hiçbir şey hatırlamadığını, cinnet geçirdiğini söyledi.

yavuz evliyaoğlu

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu