öykü

ben kendimi hep deha bilirdim, meğer manyakmışım… – osman coşkun

(Gelin hele anlatayım)

Hiçbir şeyin tam manasıyla bilincinde değilim. Neredeyim, ne yapıyorum? Kim için buradayım? Ruh ikizi denilen olaya ziyadesiyle inanıyorum. Lakin henüz herhangi bir ikiz ile karşılaşabilmiş değilim. Buna mukabil, yalnızım. Hâl böyleyken elimizdekileri yitirmemek büyük hüner. Özellikle böylesi bir dünyada. Herkesin herkese üstünlük kurmaya çalıştığı bu dünyada, kendin olarak kalmak büyük başarı. Hiç kimse olması gerektiği gibi değil. Hiç kimse olduğu gibi değil. Hiç kimse, aslında hiç kimse bile değil. Herkes çoğaltılmış karakterlerinin az kullanılmış yanında ve silikonlu gelecek nâmelerinin girdabında. Tam olarak durumumuz bu maalesef. Ben şimdi mesela ne yapmaya çalışıyorum, bilmiyorum! Geçmişten gelen yaralarımı göstermek mi niyetim? Buna gerek var mı? Bilmiyorum! Çünkü, bildiğim bir gerçek var, şimdiye kadar yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeye dayanarak söylüyorum bunu, kime yaranı gösterirsen ilk oraya vuruyorlar. Hep böyle oldu şimdiye kadar. Şimdiye kadar böyle oldu diye bundan sonra da böyle olmaya devam eder mi? Bilmiyorum! O kadar çok şey bilmiyorum ki, aslında sizin aranızda ben biraz iğreti kalıyorum. Zira, siz her şeyi biliyorsunuz, öncelikli olarak kendinizi bilmemenize rağmen.

İçinde bulunduğum durumu tarif etmek imkanına muktedir değilim. Vakıf olmadığım o kadar çok şey var ki kendi hakkımda. Mesela sırf bunun için bir psikiyatrdan destek almaya karar verdim geçenlerde. Geçenlerde dediğim işte bugün 07 Temmuz 2018. Ben 02 Temmuz 2018’de çıktım doktora. Oturdum bütün derdimi anlattım. Geçmişten gelen nem varsa, ne biriktirmişsem geçmişten bugüne. Hepsini aldım döktüm doktorun ayaklarının dibine. Öncelikli olarak kişilik testi yaptırmamı istedi. “Nedir o?” dedim. Psikologların alanı olduğunu ve bir psikologla görüşmem gerektiğini belirtti. “Peki” dedim. Psikiyatrın da tavsiye ettiği benim de daha öncesinden tanıdığım bir psikologa gittim, anlattım durumu. Falanca psikiyatrın tavsiyesi üzerine kişilik testi yaptırmak istediğimi söyledim. 566 soruluk bir liste tutuşturdu elime. Doğru ve yanlış olmak üzere, iki seçeneğim vardı. Okuduğum sorulardan bana en doğru gelecek olana doğru/yanlış seçeneklerinden birini işaretlemem gerektiği söylendi. Ona da “peki” dedim. Tam 120 dakika sürdü testi cevaplandırmam. Günlerden pazartesiydi, Çarşamba günü öğleden sonra testin raporunu alabileceğim söylendi. Ona da “peki” dedim.

Çarşamba günü saat üç civarında psikologun muayenesine gittim. Saat dörtte psikiyatr hanımefendiyle randevum vardı. Test sonuçlarını alıp psikiyatra gösterecektim. Psikolog hanımefendi test sonucunu bir zarfın içine koymuş, zarfı da yapıştırmış, yapıştırdığı yerleri de kaşelemişti. Zarfı elime tutuştururken “kesinlikle açmamam” konusunda ciddiyetle uyardı. “Peki, ama ne çıkmış sonuç” diye direttim. “O psikiyatrın konusu, doktorun sana gerekli bilgileri verecek,” dedi. Bu durum hiç hoşuma gitmemişti. Saat üç civarındaydı, psikiyatr ile olan randevuma bir saat vardı ve ben meraktan çıldırıyordum. Acaba deha mı çıkmıştım, yoksa manyak mı çıkmıştım, bu konu kafamın içinde dönenip duruyordu, ziyadesiyle rahatsız edici bir hâldi, gerçekten. Hiç böylesi bir durum yaşadınız mı bilmiyorum, tavsiye etmiyorum açıkçası. Düşünsenize, 566 soruluk bir teste tabii tutuluyorsunuz, test sonuçları elinize veriliyor, lâkin bakamıyorsunuz. İkinci tekil şahıs bir hanımefendi beni benden daha iyi tanıyor adeta ve bana bir başka ikinci tekil şahıs hanımefendinin beni benden iyi tanıyıp bana ne olduğumu söyleyeceğini salık veriyor. Çıldırmamak elde değil. Unutmadan söyleyeyim, kişilik testine 300 lira, psikiyatrdaki terapiye 200 lira verdim. Normal şartlar altında bu kadar para verdiğim için iyileşmem lazım zaten. Kafamdaki düşünce şu, ben iyiydim, başkaları hastaydı. O başkalarına tahammül edemediğim için gelmiştim psikiyatra. Durum bundan ibaretti.

500 lira vermiştim, bunun üzerine ciddiyetle basmak, altını çizmek, üstünde parende atmak, amuda kalkmak, karşıma alıp konuşmak istiyorum.
500 lira vermiştim, buna rağmen ne olduğum hususunda bilgiye ulaşamıyordum. Paranla rezil olmak böyle bir şey olsa gerek diye söylenerek çıktım psikolog hanımefendinin muayenesinden. Hemen karşısında bir kafe vardı, oraya gidip demli bir çay söyledim. (Böylesi durumlarda hep demli çay içerim.) Zira moralim çok bozuktu. Moralim bir şeye takılmıştı, acaba deha mıydım, manyak mıydım? Hayatımın dönüm noktasıydı resmen. Şayet manyak değilsem bile, bunca şeyden sonra olurdum yani. 500 lira canım bu, yoldan toplamıyoruz parayı neticede.
Neyse, vakit geldi. Çayımın son çeyreğini fon dip yapıp, kalktım. Hesabı ödeyip çıktım kafeden. Arabaya atladım. Doğruca psikiyatr hanımefendinin çalışmış olduğu hastaneye gittim. Randevu saatine on dakika kadar vardı. Bekledim ve tam vaktinde içeriye alındım.

Psikiyatr hanımefendi güler yüzle karşıladı beni. Nedense psikiyatrlar ve psikologlar genelde hep tebessüm ediyorlar. Sinir bozucu bir durum. Deli midir nedir, diye mi düşünüyorlar acaba bizim için. Ben olsam herhalde geldi Allah’ın manyağı derdim böyle bir durumda. İyi sabırlı insanlar en nihayetinde. Tebrik ediyorum psikiyatr hanımefendiyi, içimden. Tebessümüne tebessüm ile karşılık veriyorum. Çantamdan zarfı çıkartıp uzatıyorum. Büyük bir profesyonellikle açıyor zarfı. Yıllarca okulunu okumuş, gözünü sevdiğim ne güzel açtı zarfı diye geçiriyorum içimden. Ben misal öyle güzel açamazdım.

Okumaya başlıyor benim kişilik testimi. Kişiliğim ellerden ellere, dillerden dillere dolaşıyor, ben haberdar olamıyorum lakin. Vay başıma gelenler. İğrenç bir durumla karşı karşıyayım. Hâlâ şiddetle merak ediyorum. Moralim takılı kalmış vaziyette. Deha mıyım? Manyak mı?

Testi okuyup bitirdikten sonra bana dönüp diyor ki; “başkaları tarafından onaylanmak hoşuna mı gidiyor,” “yani” diyorum, “hoşuma gidiyor demeyelim de, severim yani,” diyorum. Saçma bir cevap olduğunun farkına varıyorum akabinde. Eyvah diyorum kadın beni ciddi manyak sanacak diye geçiriyorum içimden. Aklım karma karışık. Başka bir şey söylemeden karşıma bir sandalye çekip oturuyor ve geçmişe gitmemi istiyor. “Ben zaten hep orada yaşıyorum,” diye karşılık veriyorum. Yine tebessüm ediyor. Sorular sormaya başlıyor. Verdiğim cevaplara istinaden, bana nasıl bir fotoğraf hatırlattığını soruyor. “Kaos” diyorum, “yangın” diyorum. Nedense hep böyle şeyler hatırlatıyor bana düşündüğüm şeyler. Kafamın yerinde olmadığını biliyordum ama, böyle biri sorunca daha detaylı farkına varıyorum. Bir saate yakın yoğun terapi uyguluyor. Hipnoza benzer bir şeyler yapıyor bana, “bu nedir” diye soruyorum, “sağ beyni sol beyne, sol beyni sağ beyne kanalize edeceğiz” diyor. Gözlerimle yapmış olduğu el hareketlerini takip etmemi istiyor, yapıyorum. Düşüncelerim yer değiştirecekmiş bu yöntemle, öyle söylüyor, ikna oluyorum. Zaten o esnada bana ne söylese ikna olacağım, 200 lira verdim. İkna olmak ve inanmak için bütün şartlar olgun. Terapinin sonunda, karşımda oturduğu sandalyeden kalkıyor. Yerine geçiyor. Test sonuçlarını tekrar eline alıyor ve vurucu darbeyi indiriyor; “psikolog hanımefendi, yoğun terapi ve ilaç tedavisi yazmış, ne düşünüyorsun” diye soruyor. Ne düşündüğümü düşünüyorum öncelikle, bu esnada istemsiz tebessüm ettiğimi fark ediyorum. Duraksıyorum sonra, “eyvah” diyorum, “manyak çıktım.”

Ben tepkisiz kalınca psikiyatr hanımefendi, “15 gün sonra tekrar görüşelim, ilaç tedavisine başlayıp başlamamak hususuna o zaman karar verelim” diyor. “Peki” diyorum. Yüzümde manyakça bir ifadeyle 15 gün sonra buluşmak üzere yanından ayrılıyorum.

osman coşkun

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu