orhan veli ve theatre panoraması – hasan buğra güneş

Son zamanlarda şiire ve tiyatroya olan sevdam Ara Güler müzesine gittikten sonra daha arttı.
Bir avuç güzel insanın bakışındaki duygular uzaklarda kalan çocukluklar İnce zevkler yaşanmışlıklar, üzüntüler, kahkahalar…
Şiirlerden oluşan bir çalma listem var. Gün içinde farklı seslerden Atilla İlhan, Ahmed Arif, Şükrü Erbaş ve nice isimler eşlik eder bana.
Özellikle de Müşfik Kenter’in sesinden Orhan Veliyi dinlemek vardır ki,
Her vapura bindiğimde hafiften esen o yel ile eşlik eder şu sözler;
“İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;Kuşlar geçiyor, derken;Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.”
Murathan Mungan’ın oyunlaştırdığı tek kişilik Bir Garip Orhan Veli piyesini en iyi
Müşfik Kenter yaşatmıştı.
Orhan Veli’ye dair ilginç bir bilgi daha edindim.
Tiyatro Orhan Veli’nin çocukluk çağında ki en büyük sevdalarından biriymiş. Kardeşi adnan Veli’nin anlattığı bir anıyı buraya yazmak istedim:
“Bir gün kendi akranı olan 8:10’un çocuğu beykozdaki evimizin bahçesinde topladım. Uzun uzadıya tiyatrodan bahsettim. Sonra da oracıkta hemen karar verildi. Bahçede fındık ağaçlarının arasında bir sahne kurulacak orada ilk tiyatro eserini oynatacaktık.
Evdeki boş şeker sandıklarını dağıtıp kereste haline getirdik. Annemin çamaşır dolabından da koskocaman yatak çarşafı uydurduk. O zaman elektrik olmadığı için bahçeyi aydınlatmak için Kahveci etem efendinin lüks lambalarından aldık.
Böylece amatör sahne kurulmuş oluyordu.
Komşumuz nezahat hanımdan bir çarşaf uydurduk beykoz imamının sarığını da yalvar yakar ödünç aldık. O da tamamlanınca geriye sadece oynanacak eser bulmaya kalıyordu.
Onu da Orhan bir gecenin içinde kaleme aldı.
“Orhan’ın yazdığı piyeste kötü yollara sapmış içkiye kumara alışmış bir gencin baba evinden kaçtıktan sonra kahvelerde yangın yerlerinde geçen hayatını anlatıyordu. Daha sonra delikanlının büyük pişmanlık içinde babaevine dönüşü tasvir ediliyordu.
Biz piyesin provalarını yaparken o delikanlının acı macerasını da kendi içimizde yaşar gibi oluyorduk.
Provalar bitti, konu komşu bizim bahçeye çağırıldı.
Piyesin sonunda verenmi çocuk ölümden kurtulamıyor,son nefesini verirken bacaya tünemiş olan bir baykuş acı acı ötüyordu. Baykuş sesini de ağacın arkasında saklanmış olan bir arkadaş yapıyordu. Baykuş Öter etmez talihsiz baba “öt hain kuş öt “diyerek kendini yere attı.
Hepimiz seyircilerden gözyaşları taktiker alkışlar bekliyorduk. Bir de baktım ki herkes katıla katıla gülüyor. Bunca emek bunca alınteri boşa gitmişti. Aktörleri ağlatan bir dram seyircileri kahkahadan kırıp geçiriyordu.
İşte o zaman dayanamadım sahnenin önüne çıktım ve seyircileri şunu dedim. Elinizi vicdanınıza koyun da ona göre gülün. Burda bir yuva sönüyor bir insan can veriyor bir baba çıldırıyor siz ise kahkahadan kırılıyorsunuz. İnsanda biraz vicdan biraz şevkat olmalıdır. Ne kalın kafalı insanlarsınız dedim ve içeriye girdim. Bu sefer kahkahalarla yuh sesleri sahnede karışmıştı.
İşte piyesin ilk gecesi de böyle olmuştu. “
Orhan Veli daha sonrasında yılmadı. Bir çok piyes yazdı, sahnelere çıktı. Şairliği kadar tiyatro yazarlığına da önem verdi. Batı dillerinde ki birçok piyesi türkçeye çevirdi. Şiir yazma gibi tiyatro yazma istediği de böyle havalarda nüksetti.
hasan buğra güneş



