
…Tohum, Cellat, Kediler…
Sadece koklayarak öpen adam bilir bu hâli.
Gözlerini kaparsın,
Nefesin celladının tenine bir dua gibi iner.
Koklarken başlar sevgi,
Öperken damlar yüreğe,
Sessizce.
Zaman durur en uzun gecede,
Tende yalnızca ruhun izi kalır.
Sevgi bir tohumu beklemek gibidir,
Toprağı sabırla uyandırmak.
Filiz dualarla büyür,
Aşk damla damla yeşerir.
Bir bakıştan umut doğar,
Bir gülüşten içte bahar.
Ama ekilen her tohum çiçek açmaz,
Kimi celladının elinde solar.
Yine de vazgeçmez insan,
Bile bile büyütür o filizi.
Sevgi,
Kendi sonuna yürüyen tatlı bir telaş değil mi?
Herkes bir gün celladına âşık olmaz mı?
Bilir sonu,
Yine de gider o keskin parıltıya.
Çünkü vuslat,
Bizi yok edene sarılmak değil mi?
Celladın geçmişi gübre olur tohuma,
Eski yaralar sızlar.
Toprak taze,
Hava soğuktur.
İnsan karanlığında boğulur,
Yine de karanlıktan umut bekler.
Vakit dolunca
Ne çiçek kalır ne bahar.
Cellat ilmeği çoktan geçirmiştir yüreğe.
Ses çıkmaz,
İtiraz olmaz.
Her gidiş bir çukur,
Her veda biraz toprak.
Sahi,
Her yürek sessiz bir mezarlık değil mi?
Anlar gömülür,
Anılar gömülür.
Geriye sadece ağır bir koku kalır.
Sokaklar ıssızlaşır.
Bir köşede,
Derdini kedilere anlatan bir adam.
Fısıldar kayıplarını o dilsiz yüreklere.
Çünkü bazen
Sadece dilsizler duyar,
Konuşamayanların acısını.
“İnsan, en çok sevdiği celladı seçer
ve yüreğindeki ilmeğin adına aşk der.”
Ve gecelerde
Sadece koklayarak öpen adamın
Gölgesi kalır.
ayhan yağsatan



