
kendi yatağında sessizce akan nehir gibi
kendi yatağında sessizce akan nehir gibi
kendi yatağında sessizce akan nehir gibi
üç defa mevzilen
üç defa insaf
üç defa öl
yarını düşünmemek
saati kurmamak
bitkinin ispatı, ayrıcalığı
tanrı beni sıradan… çok sıradan
aşka lehimlenmeye gayret ettim
sözcüklerle bilenmeye çalıştım ödevimi
pas tuttum bazı cümlelerde aferin isteklisi
halılarım eskidi oturamadığım salonlarda
tanrım bu vehmi ben oldurmadım!
arafıyım inanmadığım inkarların
tam ortasında şüphenin bir musa’lığa itiraz kılıp
girmediğim bahçelere küstüm
yemişlere küstüm
menevişlere küstüm
dönüştüğüm alışkanlıklara, alınganlıklara
küstüm… kuyruğum da yoktu, habersiz
evde bulundum her kapı çalındığında
her davete icabet
her buyruğa itaat
her cevaza olur icazeti verdim
sesimin rengi salonda eskiyen halıydı
“mutlak nedir?” dedim aynalara
unutkan balıktan sormalıymışım
mutlak an’mış, kısa kısa
ey benimle hayat arasında duran pericard
aklımda mıh gibi hatırımda dün
tanrı beni sıradan… çok sıradan
benim krallığımda gevezelere yer yok
Don Kişot ölsün mü?
davetleri geri çevirme eşiğinde bir tavşan
ama benim kuyruğum yok üstelik çok sıradan
yarın saati kurmayacağım
hürmetim kendime…
yaşasın Don Kişot!
ayfer karakaş



