şiir

23 yazının en güzel şiiri – yiğit ergün & gizem aktan

sikimde patlıyor getirdiğin line
heybemdeki delikler kuyuya dönüşüyor
içerlediğim dertler kanımda istila

ayaklarına kadar insin duman
neyi bekliyoruz?
odaya karışalım..

önce iç dedi şeytan
incelerek geç dedi hayanın zarından
bölün acıların kadar parçaya
ölün belki yapar bir marka

karşı konulmaz bir güdüyü hazırlıksız dikiyorum tavrıma
güneşin umrunda değiliz, doğup batıyor
elementlerden hangi eleman olurduk kimyada?
sanırım civa

ritmik türbülanslar alev alev dönüyor kafamda
ruhun hasadı her ne olsa da ben beklerim kemikten iskelet kalır kefende
matematikte etkisiz elemanken ne olabiliriz ki fende?

Gerçek dünyada duyumsanır temsil
Burada sanrı varsayımı
Geçmiş nesillerin bilgilerinden
Bu açıdan kartezyen tanrı
Peyda’h olmuş ve açıkça kurulmuş hakikatlerden
Kurucu sonluluğu açığa çıkarıp buna doğru inen
bu olağan üstü devrime rağmen tanrıya devredilmiş olacak

tekmil toksik barsağımda taksim transit bulvar
içimin çektiği maddede iç içe geçmiş merdivenler var
ne yaptın da duvarda böyle saykodelik dağıldı dualar
ney-up’tın mey-down, meth-in’din bonz-out

doldurıyım mı,
yeter mi bu kadar?..


numara altmış yedi memori alttan donuk
siyasi serzeniş duyunca soyasım geliyor yeşil elma
aykırıların takoz mıknatısları ve aktarılan ömre tecavüz vardiya
ayrıştırıcıların ayrıştırırıken dil dokumda doğaya iltimas

anlatmak istediğim bu şiirde aslını kaybeden cabbar bir cenin
büyümekten nasıl bunaldıysam biyolojiden öyle nefret ettim

haklısın seninle hiç beraber sinir krizi geçirmedik

gidip de seyretmesi var şimdi şarlatanları
git dipte seyrel ve şımart tanda şarloları
gevrek seviyorum dil attığım teni
boş koy amına koymayı , kim rüyada görmüş ebesini ?
koca bir düzlük olur istanbul, tıraşlarsan yedi tepesini

Sikemediğim kız dedi ki
“kocamın ruju omzumda
topuğu kırık
Terf feminist değilim
Kocamı gerçekten sikerim
Topukları kırık kocamın
Kediler makineden korkar
Ortamın abisini ben götürürüm”
ağzında kangren bir anal dil
kasılmaları enjektör gibi çekerim

Bazen ağlayamamaktır şiir
Senin gibi çırpınan bir çocuğun yanında
İdam sehpasına bir kalayı bekliyor
Sürmesini çektiğim çocuk


Derisini soy
Vur bu boşluğa
Hakkımız kalmasın sofrada beyazın

bazen de sanrıda ramaktır şiir
genelde tavrını tezgahlar şair
Haklısın seninle beraber hiç sinir krizi geçirmedik
şarkı bitince allah başlıyor
değirmenim eteğimi taşlıyor
bilmem bu gül nasıl işliyor…

ne güzel ağıttan gidiyorduk yeri mi şimdi etniğin?
bilemiyorum psikolojimdeki bit hangi yeniğin?
bu bara böyle kaç kere tek geldim?
taşımaktan usandığım ağırlığımla böyle kalabalıkta
kaç kez yalnızlaştım?
toplum için şeklimi kaç kere değiştirdim?
insanları kaç kez kullandım
kaç şiir için?

diyelim her bir şeyi ele geçirdim
de ki yelin her bi rüzgârı buyunduruğunda essin
bırak seni karanlıkta boğazlamak isteyen acı büyüsün..
açıl tatlı bir rüzgâr seni öte kıyılara sürüklesin…
yürü yürü bitmeyen bir yolun plansız yolcususun
dilerim tavrına coşku doğuran bir tekamül yerleşsin.

beni rahminden çıkaran
bugünlerde beni alanından çıkarmak istiyor
çünkü kimyasal hayatım ona göre çok karışık
çünkü içtiklerimin tutarlı bir kimyası yok
çünkü bir anda yoksulluktan minyatür alamutlar inşa edebilirim kiracı kutumuza
disiplinli, tirtitiz ve düzene takıntılı
her güne mutlak nizam ve direktiflerinin oluru muazzam
yüksek perdeden kural kaynağı ve savsak dağınıklığın yok edicisi
musa’nın asası olur elinde viledası
her akşam özenle kurulur ve toplanır sofra
sanırsın isa’nın son akşam yemeği
temiz olmak ve ayık kalıp ölümü beklemek dururken
tefe çalıp tüfe koyar high gezdiğimde beni
telef olur düşüncem yükselirken düşerim
kendine bağlar bağlamından koparıp
kendi ile ağlar boyuna kafamı açıp
hak veririm bazı, ona yığılır nazımın enkazı
hüzünlü piçliğimin hüznü kantarda ağır basar..
suçum yeni değil, seçim söz konusu olmaz
ta ibn haldun demiş sanki coğrafyasından usanıp;
ama gevezeyken ahraz ve esrik kalmış buyurusu..
şöyle deseymiş daha psikanaliz yokken tarihin kantarında,
tadından yenmezmiş doğrusu :
coğrafya değil, çıktığın amcık kaderindir aslında!

asılırken son gaz umuda
denerken geçen yolları
kasılırken zirve pornolarda
yenerken çocukluk enkazını
basılırken ilk ergen saksosunda
kanarken gürül gürül ilk aşkı
kesilirken kalbinin damarlarında
isimsiz bir intihar konuyor balkonuma…

Benimle konuşuyor şarkılar
fısıltım sana ancak okyanus dibinde geçer
arsız kargalar basar tipsiz korkuluğu
bilir şafak sökerken telaşı sikilen kedi sokaktaki açlık oyununu
fareler götüm götüm komünity dolaşır
bir sosyalizmdir ki sinir stres kanseri;
yaşarken yaşanılandan asla tatmin olmama biçimleri :
kahrolası yan etkileri…

evet doğru, birlikte hiç sinir krizi geçirmedik
hem daha ne kadar birlikte zamanın ibriğinden geçtik
ilk bonz kapağını sevişini ikimiz de benim gözümden seyrettik
ilk mdma/inin masada kapladığı alandan ve kafamızı kırmasından çok bütçeyi biçişini okeyledik
eşyayı yakmadan pırıl pırıl döndürürken methi ilk kez böyle esans tadında aromatik sanki methiye düzdük odalar gezdik
Senin gözlerin aydınlanırken
içişine afalladık

masa da masaydı*
masada olan masadaydı
masal gibi merasimle ve her zerremizle içtik
bazen boşlukta evliyayız
bazen zeminde piçtik
İki kayıp çocuk beraberdik
az az gitsek bizi üzerdik
fazla abartsak az daha azer’dik..
bir şekilde ve bin ritmde
her nasılsa hasta dengedeydik
sanki çivileri hep çakırkeyf gibi gevşek
kulbu sallansa da hep yerinde duran mengeneydik
sorsalar bir nerelisin diye aynı ağızla çingeneydik
bugün meçhule açılan kazı, dün iç organlara musallat deneydik

bizi
zar gibi köşesiz bırakıp
zor tabi devletsiz götürüp
zil zurna uyuşturucudan geçip
gelsin turna bir de buna uçup
nereye konsa biz o rüzgârın yeliydik..

bizi sistemin çarpık çarkları arasında düzen
her gün ezen, her hafta bezdiren
her ay toz duman
yüz yüze yüzeydeydik
yaşama tam kulaç atamadığımızdan
bazen istedik’ölüme yüzeydik

bizi alıp karga tulumba psikoz
amateme bir kala
derip çatıp oldu bittiyle aforoz
ağır milfçi ve atik flörtöz
Ama hakkını veremedim kızın içinde nefesimi zorladı
Muhteşemdi halbuki bizde kabullenemedikleri metamorfoz…

beni bende boğu
bana beni bıktıran piyasada çalışıyor
tıp ve ilaç sanayi
tüm tedavilerinizi
reddetmek çoğalıyor içimde
ama çaresiz kaçamıyorum
metelik kurşuna harman cebimde
bazen bütün bir malı çekesim geliyor tek içimde
yadigar köstekli saat tak diye kırılıyor götcebimde

ecele acele etmek mi
geceye sürme çekmek mi
az geri çok ileri durmak mı
maddeden arınıp mala vurmak mı
sikip bitirmek yerine dost kalmak mı
hengi lezyon hangi hezeyan
anda dolmak mı kanda akmak mı
yoksa karatahtayı amel defteriyle silip
çoksa kararından fazlasını yazılamak mı?

düzülür ağrımdan körpecik postum
yıkılır ağzımdan nostaljk bestem
kim ucunu böyle köreltti de öldürmez oldu kerestem?
gelen kadar vefa, giden kere sitem
hangi makamdan çıksa da slogan
bil ki ırzına geçer sistem
kanguru yavrusunu kolladığı cebinden
dil ki attığı oklar bazen katle ferman
aman doktor istemem senden pansuman
yok mu kafama küpeştesi kalamar bir liman?
sana kalsın ağrı kesici ve iğnelerin doktor!
sana kalsın kas gevşeticiler ve zonklamalar
bir üçlü yapıştır da çağdan hakkını alsın dinozor…

görmüyor musun doktor alanım ne kadar dar
ya duymuyor musun ruhumun senfonisi sitemkar
tövbe etmeyi tembih ettiler
sevdiğim kimyadan formülü sildiler
tekinsiz ve tehditkarmışım doktor
bunu gözbebeklerime vurdular
anlasana doktor! hep çocuk halimi kavurdular..

bildiğin hastalardan değilim hani
soyarım çırılçıplak halimi ve o kızda dahil
müfredatın madilemesinden makatımdaki meni
bilmedigin yerden geldim yani
bilseydim bilenir miydim bu denli
bilse bilim beyazların zerrelerimizdeki zaruri zenneliğini
bilyon sebil dolusu dalgayı içsek bile uslanmaz içimizin piç zerafeti
bildiklerim bari bir boka yarasaydı.. uslu çocuk modunda olurduk belki
bilmediğim/iz biri bileyecek mezar taşım/ız/daki mermeri

burdan bir vurunca zorlu geçer zemheri
yağar gurbet ellere dillere düşen gevheri*
endüstrisini ham yapar ama bilmez nedir cevheri
elimde olsa tufalarım elime geçen mücevheri

gece olur hüzün yanar iz iz dolar histeri
nicedir keyif almam nadirdir gündüzleri
kocadır bir çağlasa yangının alazları
yücedir kanımla akan şiirimin dizeleri..

yolum yol değil galiba
dilim çölleşti.. iyi mi?
gelip de nasıl geçti böyle ömür….
bir ben var
aynada hep başkası görünür *

iğneler batarken anlamam bazı şeyleri
anlamam nasıl olur,
nice yaşamak dururken
aşk için niye ölünür?
bilmem bu müptezel ruhum
hangi eşiğin ucunda doyar?

Yinelemek yerine bağımlılığını, ikinci edilgenliklerin ve sonsuz tortulaşmaların altında gizlenmiş bir açıcı ve kurucu edim sonsuza tekrar edebilecek şeyin ve burada varoluşun nöbetini hükmen devralacaktır

yiğit ergün & gizem aktan / 25-31.08.2023

istanbul – mersin

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu