
Portakal kasalarından yaptığım yatağın rahatlığını bir daha bulamayacağımdan korkuyorum.
Yaşamanın hiç şakaya gelmeyecek bir yanı var.
İstanbul’a geleli üç gün oldu.
Üç günde insanın hayatı değişmez derler. Benim değişti. Oda küçük. Rutubet kokuyor. Tavandaki lekeler haritaya benziyor. Hangi ülke olduğunu bilmiyorum ama her gün biraz daha büyüyor. Pencere yarım açılıyor. Sokağa bakıyor. Sokak dediğim dar bir aralık. İnsanlar birbirine değmeden geçemiyor. Kasalar her kıpırdadığımda gıcırdıyor. Bu ses hoşuma gidiyor. Bu şehirde bana ait tek ses bu olabilir. İlk gece yerde yatmıştım. Sabah belim tutuldu. Sonra aşağı indim. Manavın önünde portakal kasaları vardı. Çöpe bırakmışlardı. Kimse bakmıyordu. Ben baktım. Birini aldım. Sonra bir tane daha. Üçüncüde manav bana baktı.
“Alacaksan hepsini al,” dedi.
Bir şey demedim. Hepsini aldım.
O gün yatağımı kurdum. Cuma günüydü. Bunu ezan sesinden anladım. Saat mi? Hiç anlamam o işten. Uzaktan gelen ses bu şehirde bile insanı tanıdık bir yere götürüyor. Musluğun başına geçtim. Su buz gibiydi. Bir süre elim suyun altında kaldı. Sonra ocağa küçük çaydanlığı koydum. Suyu ısıtacaktım. Abdest almak için. Bu şehirde insan bazen ibadetini bile şartlara göre yapıyor. Kendi içimden utandım. Çaydanlık kaynamaya başladı. O ses odayı doldurdu. Sanki yalnızlığın üstüne örtülen ince bir battaniye gibi. Pencereyi açtım. Aşağıda bir çocuk top oynuyordu. Top duvara çarpıp geri geliyordu. Çocuk yalnızdı ama oyunu vardı. Benim oyunum yoktu. Benim yalnızlığım duvara çarpmıyordu. Kapının altından bir gazete itildi. Kim bıraktı bilmiyorum. Bu şehirde insanlar birbirine dokunmadan iz bırakıyor. Kapı çaldı. Bir an durdum. Açtım. Apartman görevlisi elinde küçük bir kâğıt uzattı. “Ev sahibi aradı,” dedi. “Kirayı hatırlattı.” Üç gün olmuştu geleli. Kira şimdiden ağırlık yaptı. Kapıyı kapattım. Çaydanlığı ocaktan aldım. Leğene biraz döktüm. Soğuk suyla karıştırdım. Abdest aldım. Cami ye gitmedim. Çünkü kirliydim biliyordum ama tanrım nasıl olduğumu iyi biliyordu Seccadem yoktu. Yere gazeteyi serdim. Kasaların yanında namaza durdum. Secdeye vardığımda tahta gıcırdadı. Yerlerin de tahta olduğunu anladım. Alnım yere değdi. Bir an içimden sadece şunu söyledim:
“Burada da kaybolmayayım.”
ramazan çetin



