eleştiri/incelemedeneme/poetikayayınlar

ertuğrul rast için gelişim fırsatı – muammer soyer


Ertuğrul Rast İçin Gelişim Fırsatı

Aslında bu yazı ağzından köpükler saçan bir öfkeyle yazılacaktı ama şimdi sakinim. Siz de meselesi insani olan bir şairsiniz diye düşünüyorum. Kavgaya gerek yok. Fakat şiirinizde anlam bakımından gördüğüm o büyük problemi konuşmak zorundayım. Hem sizin hem de şiirinizin iyiliği için. Neyden mi bahsediyorum? “Huzurevi” isimli şiirinizden…

Baştan belirteyim teknik meselelerle ilgilenmiyorum. Örneğin arabada dört kişi olduğunu vurgulamadığınız arada bu kişilerin varlığına hatırlatma yapmadığınız için finalde dualara giren 3 kişinin kim olduğunu düşünürken şiirinizin duygusal katmanının yerle bir oluşuna filan girmeyeceğim. Bunlar tırıvırı… Hepimizde böyle eksiklikler olur geçer. Zamanla çözersiniz, çözeriz. Fakat şiirinizde asla affedilemeyecek bir şey var. Bir sinsi duygu… O duygunun adı, acıma…

Hem de nasıl acıma. İç sızlatan, insanı yaşadığına pişman eden, yürek parçalayan bir acıma. İşte bu çözmemiz gereken kocaman bir sorun. Sınıfsallık var bunun içinde, kötü bir eğitim ve en önemlisi yanlış/hastalıklı bir edebiyat geleneği var. 

Açayım…

Şiirin ilk bölümünde 3 arkadaş mekândan kalkıp arabaya giderken size bir kadın sesleniyor. Diyor ki, huzurevinde kalıyorum beni markete bırakıverin otobüs seyrek geçiyor. Söylediği bir tek bu… Ama siz şair duyarlığıyla ne yapıyorsunuz! Kadının sizden istediğini yalnızlığını taşıtmak istemesine yoruyorsunuz. Ne yaptınız da bu sonuca vardınız Allah aşkına? Bu saçma çıkarımı nerden yaptınız? Bu derin anlamları çıkarmak 18. – 19. yy âdetiydi bitti. Hadi çıkaracaksınız diyelim. Yeterli veri yok. Biraz atmosferi yükseltin ya da ne bileyim kadını anlatın. Pat diye saçma bir duyguyu şiire sokuvermekle olmuyor bu. 

2. ve 3. bölümler yeterli. Ben olsam sizinki gibi tercihler yapmazdım ama kişisel olanı konuşmuyoruz. Bunun bir önemi yok. 

Gelelim 4. bölüme. Evet, kadın biraz acıklı bir hikâye anlattı burada. Kocası ve kızı bir kazada hayatını kaybetmiş. Kadın da erkek evladının yanına Ankara’ya taşınmış. Kimseye yük olmak istemiyormuş ama. Kadın bunu söyleyince siz bir anda direksiyonu sıkıyorsunuz. Neden? Siz hiç bu cümleyi duymadınız mı? İnsan eti ağırdır derler ya da ev ev üstüne olmaz derler. Yaşlılar bu tür şeyleri hep kullanır hiç denk gelmediniz mi? Hem yük kelimesini bagajdaki valize çevirmek de neyin nesi? Kadının acısından siz edebiyat çıkardınız. Ona acımaya başladınız. Onun hikâyesine ortak olup onunla üzülmek değil bu.  Sinsi bir şeyler var. Bir çeşit yaşanmışlık eksikliği… Sanki siz başka bir yere aitsiniz. Tüm bu duyguların yeni olduğu bir yere…

5.bölüme de itirazım yok. Orada kadın kendi hikâyesini anlatıyor. Şayet gerçekse işte asıl üzücü yer burası. Bu cümlelerde gerçekten acı var. Siz de üzülüyorsunuz. Haklısınız. Gerçek değilse de elinize sağlık.

Ama 6. bölümde işler yine bulanıklaşıyor. Yine kendinizi şiire sokuyorsunuz. Kadının canı şeftali ve kavun istemiş. Siz bunu bir çocukluk anısına çeviriyorsunuz. Elinizde kalemle kadının hayatına dalıveriyorsunuz. Kadın böyle bir şey anlatmadı, sezdirmedi, anıştırmadı. İzmir’de olsam şimdi ne güzel Manisa Kırkağaç  kavunları olurdu demedi. Yine siz bu hikâyede hiç hak etmediğiniz bir yeri almaya çalıştınız. 

Ve son olarak 7. bölüm. İşte bana bu eleştiriyi yazdıran o sinir bozucu iki dize

“ben ödemek istiyorum

kabul ederseniz”

Ertuğrul Bey nasıl bir hayat yaşadınız bilmiyorum. Hiç huzurevinde bulundunuz mu? Başka sosyal sınıftan insanlarla karşılatınız mı hiçbir fikrim yok. Eminim Marx üzerine bilgi birikiminiz vardır. Sınıf, burjuva ne bileyim buna benzer Metis, Ayrıntı falan filan yayınevlerinden pek çok kitap okumuşsunuzdur. Ama size bir şey söyleyeyim mi, şu iki dizeden anlaşıldığı kadarıyla turist olmaktan kurtulamamışsınız. Neden mi?

Hayatında acı olan ihtiyar bir hanımefendiye acımaktan öteye gidemediniz şiir boyunca. Hemen eliniz cebinize gitti. Para verip yardım ederek bir şeyleri çözmeye çalıştınız. Sizin çözüm dediğiniz şey vicdanınızı rahatlatmak oysaki. 

Kadın hiç bir yerde parasızım demedi. Ama parasızdı, deseniz bile bize vermediniz bunu. Ya hikâyeyi iyi anlatamadınız ya da düpedüz gizli kibrinizle gereksiz yere kadına para verdiniz. Hani yalnızlığını taşıtmak istiyordu kadın! Bunun için seslenmişti size.

Hah! Neymiş? Kadın yalnızlığını taşıtmak istemiyormuş. Onu siz gereksiz yere kendinize ve bize yük etmişsiniz. Bagajdaki bavulunuzun içine para koyunca her şey çözülüyormuş.

Sizin gibi insanlara çok sinir oluyorum.  Çünkü sizler bizlerin yani sıradan insanların yaşadığı şeylere kapalısınız. Dünyadan haberiniz yok. Ben huzurevi ziyaret eden bir insandım. Sonra bıraktım. Neden mi? Yaşlılar pek de iyi sayılmazlar. Çünkü bir insan yaşlı da olsa gençken neyse odur. Gelin beraber bir çay ocağına gidelim oturalım. Kaç ihtiyarın gözü liseli genç kızlarda sayalım. Matematiğiniz şaşar benden söylemesi. İnsanlar ihtiyar olduğu için onlardan masumiyet beklemek saflıktır, ezberdir. İnsan insandır. Bir ihtimaller yığını. Huzurevini acımayla karşılamak da aynı derecede korkunçtur. Orada da herkes kadar iyi herkes kadar sıradan herkes kadar boktan insanlar var. 

Bir huzurevinde idareci olan bir arkadaşım var. Şiirinizi ona yollayıp sınadım. Kendisi çok tatlı ve kibar bir insan olduğundan benim gibi yorumlar yapmadı. Ama şunu net olarak söyledi: Kendilerine acınmasını istemiyorlar. Bazıları daha iyi bakım için kalıyorlar, çocukları sürekli arayıp soruyor. Benim tüm yazdıklarımı boş ve anlamsız bulsanız bile lütfen bu cümleye itibar edin. Bundan sonra da lütfen insanlara acımayın. 

Son olarak şunu söyleyeyim: Sizin burada şair olarak göreviniz sadece olanı anlatmaktı. Kendi yorumlarınızı katmadan dümdüz gerçekleri anlatsaydınız şiir kendisi belirecekti. Hayatın içindeki bir an o kadar pirüpak ortaya çıkacaktı ki altın bir top gibi parlamaya başlayacaktı. Ama şimdi şiiriniz bir yığın çamurun altında. Yani kısacası bırakmadınız ki kadın hislerini dertlerini usulca paylaşsın gitsin.

Not: Bu yazıda anlattıklarımı size dostlarınız anlatmalıydı. Anlatmadılarsa ya şiirinizi okumadılar ya da sizi eğliyorlar. Dergi ekibine sallayıp mutlu olmaya çalışan ruh hastası bir insan değilim. Ekipler beni bağlamaz. Şiirleriniz içinde beğendiklerim de var. Yani sizi kıskanan bir çatlak da değilim. Ben sadece gerçek fikrimi söylüyorum ve size gelişme fırsatı sunuyorum. Yakındaki okurlarınızı gözden geçirin.

ertuğrul rast- huzurevi şiiri :

https://www.instagram.com/p/DVLp82ciE8i/

muammer soyer

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu