edebiyat-ı şekspir ve “7” müzikal adaptasyonu hakkında birtakım mülâhazatı şâmil – baha yılmaz

Haluk Bilginer’in sahne aldığı “7” (Şekspir Müzikali), edebiyata, müziğe, dansa, şiire, tiyatroya ve genel olarak sanata ilgi duyan birçok insanın belki de görebileceği en iyi tiyatro performanslarından biri olabilir. William Shakespeare’in eserlerini içselleştirip 2 perdeye ve yaklaşık 2 saate sığdırıp, üstüne üstlük her sahnenin aurasını tam anlamıyla yansıtacak çeşitli dans ve şarkılarla harmanlayan bu müzikal, insan hayatının, daha doğrusu erkek hayatının 7 evresini izleyicilere yaşatıyor.
İlk evre olan “Doğum/Bebeklik” çağından bahsetmeden önce, müzikalin özünü oluşturan birtakım ögelere değinmek istiyorum. Oyun, Sabahattin Eyüboğlu, Talat Sait Halman ve Can Yücel gibi isimlerin Shakespeare eserleri çevirilerinin yanı sıra, Haluk Bilginer’in kendi yaptığı çevirileri de içeriyor. Sahne alan sadece 5 kişi var, 4’ü kadın soytarılar, nam-ı diğer “soykarılar,” ve hayatın 7 evresinden geçen erkek olarak Haluk Bilginer. Sahnenin arka tarafında, önlerinde sadece transparan bir perde bulunan orkestranın da oyuna dahil olduğu görülüyor. 2 perde boyunca sırayla “Doğum/Bebeklik,” “Okul/Çocukluk,” “Gençlik/Aşk,” “Askerlik,” “Yargıçlık,” “Yaşlılık” ve “Ölüm” aşamaları işleniyor ve oyuncular tarafından ustalıkla sahneleniyor.
“Yeni hiçbir şey yoksa, yalnız eskiler varsa…” diyerek bir Hamlet alıntısı ile oyunun açılışını yapıyor Haluk Bilginer, basamaklarda otururken. Titizlikle bestelenmiş şarkılara insanı adeta efsunlayan o lirik bariton sesiyle ve 4 soykarının armonisinin eşliğinde hayat veriyor. Hemen sonrasında oyun boyunca kulağınıza bayram ettirecek ve sonrasında ağzınıza takılacak o ezgi ve sözler duyuluyor soykarılardan, “Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek ancak birer oyuncu.” Oyunun çoğu şarkıları gibi bu replik de direkt olarak “The Seven Ages of Man,” veya daha çok bilinen adıyla “All the world’s a stage” monoloğundan alıntı. Bu kısımda soykarılar sahneye ellerinde yüzlerini kapatan Shakespeare maskeleri ile giriyor. Oyundaki maskelerin kullanımı tıpkı Antik Yunan komedyalarında olduğu gibi oyunculara birden fazla role bürünme kabiliyetini kazandırıyor ve sahnede daha dikkat çekmelerini sağlıyor. Ancak, Antik Yunanların aksine, soykarıların yüzlerinde makyaj da var. Bunun amacının 4 oyuncunun izleyicilerin gözünde bir bütün olarak görünmesi olduğu aşikâr, aynı desende elbiseler, beyaz çoraplar ve soytarı şapkasının ponponlarını anımsatan taçları gibi. Shakespeare’in eserlerindeki erkek odağına değinerek “7 perdelik bir ömürdür… 7’sinden 70’ine bir erkeğin oyunu.” sözlerini tekrarlayarak bitiriyor soykarılar oyunun proloğunu.
Oyunun en masum, en komik ve en tarafsız çağı başlıyor kısa bir girişten sonra. Bebek oluyor Haluk Bilginer, “annesinin kucağında süt emen, ağlayan ve kusan bir bebek.” Yine bir Hamlet alıntısı ile başlayan bu ilk kısım için masum, komik ve tarafsız dememin sebebi, istikbalinde kim ve ne olacak olursa olsun istisnasız her erkeğin farksız geçirdiği tek evre olması. Anneye olan fıtri minnetin ve sevginin dile getirildiği bu evrede, soytarı karıların şarkıları ut eşliğinde ve ninni gibi okumaları, sahne yerleşiminde ön planda ve dominant ses olmaları hem bu oyunlar harmanının Türk kültüründen izleyiciye hitap etmesi için hem de feminen bir ilginin gerekliliğini vurgulamak için önemlidir. Güncellik uğruna yapılan bu düzenlemelere ek olarak, Haluk Bilginer’e emzikli önlük takılıp eline biberon ve çıngıraklı oyuncak verilmesi esere modern zamanın entegre edilmesinin ilk evredeki sayılı örneklerinden biri, tıpkı sonraki evrede bebek önlüğünün çıkarılıp ilkokul önlük yakası takılması, sırtına çanta koyulup kafasına da ters şapka takılması gibi.
Çağın sonlarına doğru “Doğduğumuz anda şarlatanlarla dolu bu sahneye geldik diye basarız çığlığı.” repliği, “Bebek” evresindeki diğer dizelerden biri olan “Zamanın tohumlarına bakıp anlayabilirseniz, hangi tane büyüyecek, hangi tane kalacak.” ile aynı oyunun aynı monoloğundan alıntıdır. Oyunun bu evresinde sadece iki Shakespeare eserinden alıntı yapılmıştır. Birisi yukarıdaki paragraflar ve önceki cümlelerde örneklerini verdiğim “As You Like It,” yani “Beğendiğiniz Gibi” oyunundan, diğerleri ise “Hamlet” oyunundan.
İlk evreyi Haluk Bilginer’in kendi çevirdiği William Shakespeare’in 126. Sone’si sonlandırıyor. Bu Sone’nin çeviri dili ve özellikle bestesi bir annenin oğluna okuduğu ninni hissiyatı veriyor insanın kulağına. Tam olarak bu sebepten dolayı, “Bebek” evresine nokta koymak için seçilebilecek en iyi alıntı sayılabilir. Sone’yi okuyan soykarıların ilk kısımlarda sakin ve dinlendirici bir melodi eşliğinde ellerindeki beşikleri sallarken “Seni hep elinde tutmayacak, sen kork ondan, kork ondan.” kısmına geldiklerinde müziğin art arda davul sesleriyle kesilmesi ve beşikleri düşürür gibi yapmaları “Çocukluk” evresine geçmeden önce oyunun aniden gerici bir hal almasını sağlıyor. Aynı zamanda yumuşak ezgiler ile nasihat babında anlaşılabilecek bu Sone’yi daha boğucu bir ritm ve tona çekmeleri izleyicinin sonrasında gelecek olan beste için farklı bir beklenti içerisine girmesine neden oluyor.
baha yılmaz



