zihnin yanılgıları: irade ve bilinç – bağımsız filozof

ZİHNİN YANILGILARI:
İRADE VE BİLİNÇ
Giriş
İnsanın biyolojik yönlerinin dışında, kaynaklarının doğrudan gözlemlenemediği birtakım işlevleri vardır. Bunlar içerisinde duyu verilerini algılama, hissetme; bunlar üzerinden bilişsel işlemler yapma, tüm bu süreçlerin bilincinde olma ve onları kontrol etme girişimlerine dair akıl yürütme girişimleri sayılabilir. Bu olgular bize çeşitli zihin felsefesi soruları doğurur. Zihin gerçekten nedir? Hangi varlıklarda zihinsellik bulunur? Zihinselliğin kapsamı nedir? Zihnin işlevleri diye ifade edilen özelliklerden hangileri zorunludur? Bilinç ve irade bu zorunlu koşullardan mıdır? Bilinç ve irade zihnin birer yeteneği mi yoksa yanılsaması mıdır?
1.Zihin
1.1.Zihin Nedir?
Maddelerin atomların birleşmesiyle meydana gelen varlıklar olduğu varsayıldığında, zihnin en azından doğrudan maddesel olmayan bir olgu olduğu söylenebilir. Zihin, duyusal ve duygusal verilerin bilişsel olgu ve süreçlerini ifade eden bir kavramdır.
Beş duyu organına temas eden etkilere ve duygulara dair verileri algılama, anlama, kaydetme, saklama, hatırlama, başka verilerle birleştirme, imgeleme; bunlardan yola çıkılarak yeni sentezler, yeni imgelemler, yeni bilgiler oluşturma/keşfetme gibi yetenekler zihnin işlevlerine örnek olarak verilebilir. Duyu ve duygu algısına ek olarak özgürce seçim yapmayı temsil eden irade ve farkındalığı temsil eden bilinç gibi iki tane tartışılabilir işlevi vardır.
Bir örnekle zihnin işlevlerini somutlaştırmak, onun içeriğini daha somut bir şekilde sunmak açısından faydalı olacaktır: Bir adam, ormanda yürürken karşısına bir uçurum çıkar. Duyu verileriyle bu uçurumu algılar. Daha önceki bilgilerinden uçurumdan düşmenin kendisine zarar vereceği yargısı korku hissi oluşturur. Buraya kadar olanlar zihnin duygulanım kapasitesinin karşılığıdır. Bir uçurumun kenarında olduğu, oradan düşerse zarar göreceği ve bu durumdan korktuğunun farkında olması, bilinçli olma durumudur. Düşmekten ve zarar göreceğinden korktuğu için yoluna devam etmemeyi bilinçli olarak seçip uçuruma arkasını dönmesi ise iradedir.
Bu tanımlar doğrultusunda sorulması gerekenler, varlıklara atfedilen zihinsellik özelliğinin neleri kapsadığıyla beraber duyu ve duygu algısı, bilinç ve iradenin zihnin zorunlu bileşenleri olup olmadığıdır.
1.2.Zihnin İçeriği
Dünyadaki varlıklar, cansız ve canlı olmak üzere iki sınıfa ayrılmıştır. Bu ayrımın dayandığı temel ilke, bir varlığın kendi içinde dinamiği olup olmamasıdır. Cansız varlıklar sadece dış etkenlere göre pasif olarak hareket ederken, canlı varlıkların beslenme, büyüme, kendi iç mekanizmasından hareket oluşturabilme gibi becerileri vardır.
Zihin, canlı varlıklarda yapılan gözlemler sonucu oluşmuş bir olgudur. Hangi gözlemlenebilir canlı davranışlarının zihni temsil ettiğini söyleyebilmek için, canlıların ihtiyaçları olan varlıklar olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu ihtiyaçları karşılamak için uyguladıkları stratejilere bakıldığında, bir plan görünür. Bir bitkinin fotosentezi, bir kaplanın ceylanı avlaması, bir insanın cep telefonunu icat etmesi; hepsi bir ihtiyacı karşılamak üzere gerçekleştirilmiş stratejik icraatlardır. Bir eylemde bir amaç, o amaca ulaşma yolunda hesaplı bir hareket gözlemlenebiliyorsa o eylemi gerçekleştiren varlığın bir takım zihinsel becerileri olduğu düşünülür.
Amaçlı bir eylemi olan ve o amaca ulaşma yolunda stratejik hareketlerde bulunanlar sadece canlı varlıklar mıdır? İnsan üretimi olan ve cansız varlık olarak nitelendirebileceğimiz bilgisayarları ele alalım. Onlar da insan zihninin duygulanım becerilerine dahil edebileceğimiz algılama, saklama, hatırlama gibi işlevleri gerçekleştiriyorken neden onların zihinsel varlıklar olmadığını söyleriz? Bu soruya cevap olacak neden, zihnin bilinç ve irade kavramlarıyla birlikte düşünülmesi hatasıdır.
İrade ve bilinç, zihinsel birer olgu olsalar da zihinsellik için zorunlu olgular değillerdir. Bu iki kavramın zihnin zorunlu parçaları olduğunu iddia etmek, bilinçsiz olduğu düşünülen birtakım varlıkların, mesela yapay zekaların gösterdiği zihinsel özelliklerin açıklanmalarını imkânsız kılacaktır. Eğer bilinçsiz olduğu düşünülen varlıkların zihinsel işlevlerini maddeselliğe indirgersek, insan zihnini de maddeselliğe indirgemememiz için hiçbir neden kalmayacak; ayrıca maddi karşılığı olmayan tüm zihinsel kavramlar ve olgular da yok sayılmak zorunda bırakılacaklardır.
Bu sorunu aşmak adına zihnin ne olduğu sorusuna cevap olarak, varlıkların soyut işlevlerini ifade etmek adına oluşturulmuş bir kavram olduğu söylenebilir. Sıradaki sorumuz, zihnin işlevlerinden olduğu düşünülen bilinç ve iradenin gerçekte neler olduklarıdır.
2.İrade ve Bilinç Yanılgısı
2.1.İrade ve Bilincin Doğuşu
İrade isteme, dileme seçim yapabilme imkânı anlamına gelir. Bu tanımdan hareketle özgür olmayan bir insanın seçim yapamayacağı gerekçesiyle iradenin doğasında özgürlük olduğu çıkarsanabilir. İnsanların özgür iradelerinin olup olmadığı sorunu, felsefenin temel sorunlarından birisidir. İlk olarak bu sorunun kökenlerini araştırmak gerekir. Özgür irade denen olgu nasıl keşfedilmiştir?
İnsanlar, ihtiyaçlarını karşılamak adına doğayı kontrol etmeye çalışır. Bir şeyi kontrol edebilmek, onun yapısını ve işlevini bilmekle mümkündür. İçgüdüsel olarak, kontrol edemedikleri şeyleri kendilerinden daha yetkin bir aklın kontrolü ile açıklamaya çalışırlar. Tanrı fikri de buradan doğmuştur. Doğada olup bitenleri anlayamayan, çözümleyemeyen, açıklayamayan bu aciz canlılar, pratik olarak onun kendinden daha akıllı ve özgür iradesi olan bir varlık tarafından yönetildiğini akıl etmek zorunda kalırlar. Buradan çıkarmamız gereken temel ilke şudur ki; insanlar açıklayamadıkları olguları ona karar veren bir aklın varlığıyla aşma pratikliğine yatkındır.
Yukarıdaki nedenden ötürü insanlar, açıklayabildikleri ve kontrol edebildikleri varlıkların özgür iradeleri olmadığını düşünürler. Cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanların özgür iradelerinin olduğunu söylemek, sağduyumuza bu nedenle ters gelir.
Bunun üzerine insanların, neden özgür iradeye sahip olduklarını düşündüklerini sormamız gerekir. Cevap açıktır ki insan, henüz kendisi tarafından tam anlamıyla çözülebilmiş bir tür değildir.
Zihnin farkındalığı anlamına gelen bilinç de iradenin sonucu ortaya çıkmış bir olgudur. Bir insanın özgür seçim yapabilmesinin açıklanması yolunda, seçeneklerin farkında olması ve bilinçli bir yönelim göstermesi söyleminin zorunluluğundan ötürü bilinç olgusu meydana çıkmıştır.
2.2.İrade Yanılgısı
En başa dönüp varoluşsal bir sorgulamaya girişilirse, insanın var olmayı kendisinin seçip seçmediği sorusuna ulaşılır. Varlığın ne olduğu gibi temel ve geniş bir soruna burada değinilmesinin mümkün olmadığından, varlığın herhangi bir eylemde bulunabilmek olduğu varsayımından hareketle konu çerçevesinde akıl yürütmek makul bir çözüm olacaktır.
Var olmayan bir şey, seçim yapabilir mi? Seçim yapan bir şeyin olmadığı söylenebilir mi? Seçim yapmak bir eylem olduğuna göre; var olmayan bir şeyin seçim yapamayacağı ve bu nedenle seçim yapan bir şeyin var olduğu kesindir. Bir şeyin seçim yapabilmesi, ancak onun var olmasıyla mümkünse, insanın var olmayı seçebilmesi için önce var olması gerekir. Ancak insanın özgür iradesiyle var olmayı seçtiğini söylemek, henüz yokken bu seçimi yaptığını kabul etmek anlamına gelir ki; bu mümkün değildir. Bütün bu çıkarımlar, insanların seçim yapma özelliğini en başta kendisinin seçmediğini; bu nedenle de insanda mutlak bir özgür iradeden bahsedemeyeceğimizi gerekçelendirir.
Varoluşsal boyutu daraltıp yaşam boyutuna inildiğinde özgür bir iradeden söz edilebilir mi? Yani insan mutlak olarak özgür olmasa da, yaşamı çerçevesinde bir serbestliği var mıdır? Daha açık konuşmak gerekirse, birden fazla seçenekten hiçbir etki altında kalmadan rastgele birini seçebilmesi mümkün müdür? Bu soruya bir seçme eylemi örneğiyle cevap vermek daha anlaşılır olacaktır:
Üniversite sınavına girmiş bir öğrencinin puanı, iş imkânı dar olsa da yapmaktan en çok zevk aldığı bölüme de yapmaktan zevk almayıp iş imkanının geniş olduğu bir bölüme de girişi için yetiyor olsun. İlk bakışta bu kişinin iki bölümden birini seçmesi, tamamen onun özgür iradesiyle gerçekleşiyor gibi görünür. Ama bu seçimlerden hangisini seçmiş olursa olsun, o seçimi neden yaptığı sorulduğunda birçok sebep çıkacaktır. Bu sebeplere göre neden seçim yaptığı sorulduğunda altından başka sebepler çıkacaktır. Bu, geriye doğru sebep sonuç ilişkisi insanın kompleks yapısının bir yansımasıdır. Bütün bu seçimlerin altında yatan nedenler araştırıldığında, mutlaka insanın iradesinde olmayan bir takım etkenlere ulaşılacaktır. Fakat insanın kompleks bir varlık olmasından ötürü bir örümcek ağına takılmış gibi çok geniş ve karmaşık değişkenler ağı içerisinde hapsolması, bizim bütün eylemlerimizin temellerini tek tek bu şekilde açıklamamızı oldukça zorlaştırmakta; mevcut kapasitemizi aşmaktadır. Bu açıklanamazlık, tıpkı doğayı henüz açıklayamayan insanın bunun birinin seçimi olduğunu söyleyerek sorunu aşması gibi, kendisini henüz tam olarak çözememiş insanın da kendisine bir irade atfetmesiyle aşılır.
Cansız varlıkların, bitkilerin, hayvanların bir iradelerinin olmadığının iddia edilmesi, onların hangi şartta hangi etkilerle hangi tepkileri vereceğinin biliniyor olmasındandır. İnsan denen türe yeterince yukarıdan bakılır ve tüm karmaşıklığı en açık şekilde görülürse, onların da aynı şartlarda aynı etkilere aynı tepkileri vereceklerinin görüleceği açıktır. Bunu şu an bilmemizi engelleyen şey, insan denen canlının çok fazla değişkenden etkilenecek kadar hassas bir yapısı olmasındandır.
Belirli bir yapıda, belirli işlevlerde ve belirli yasalarla bir oluş içinde olan evreni göze sığdırılabilse ve hangi şartlarda hangi etkilere hangi tepkilerin verildiği izlenebilse, irade denen seçim yapabilme olanağının onun doğasında olmadığı açıkça görülebilir.
2.3.Bilinç Yanılgısı
Bilinç, farkındalık anlamına gelir. Bir varlığın kendisinin, çevresinin, gezegeninin, evrenin farkında olabilmesi ancak bilinçle mümkündür. İnsan sağ duyusal olarak kendinden az gelişmiş varlıkların bilinci olmadığı kanısına varır. Bunun nedeni onları kontrol edebiliyor olmasıdır.
Bir insanın iradesinin olduğunu söylemek, onun bir şeyleri kontrol edebildiğini söylemek demektir. Cansız varlıklar ve bilinen insan dışı canlıların iradesizliğini gerekçelendirirken, onların hiçbir şeyi kontrol edemiyor oldukları, etki tepki mekanizması içinde pasif bir şekilde savruldukları dile getirilir. Bu söylemin dayandığı nokta da söz konusu varlıkların aynı bağlamlarda hep aynı eylemde bulunmalarıdır. Bir topa her vuruşunuzda top ilerler. Tüm kavak ağaçları yere dik uzar. Tüm kediler acıkınca miyavlar. Bu örneklerde istisnalar görülse bile o istisnaya maruz kalan aynı türden varlıklar da aynı anormalliği gösterir. İnsan türü, bu durumlarla karşılaştırıldığında görülebilir aynı etkilerde çok fazla farklı tepkiyle karşılaşılır. Mesela her insan kendisine vurulduğunda top gibi aynı tepkiyi vermez. İnsanlar acıktıklarını çok farklı şekillerde ifade edebilir. İşte insanlar arasındaki bu çeşitlilik, onların birçok davranış içinden özgürce seçim yapabildikleri yanılgısını, seçim de zorunlu olarak bilinçli olma durumunu doğurur. Fakat ‘’İrade Yanılgısı’’ başlığı altında da belirtildiği üzere, insanların tepkilerinin çeşitliliğinin nedeni özgür bir irade değil, hesaplanması çok zor geniş bir değişkenler ağı içerisinde değişkenlere karşı oldukça hassas birer varlık olarak olmalarıdır.
Bir varlığın özgür iradesinin olduğu var sayıldığında, o insanın bilincinin de olduğunu savunmak gerekir. Çünkü özgürce seçim yapabilmek için seçeneklerin farkında olmak ve seçeneklerden birine bilinçli bir şekilde ilerlemek gerekir. Fakat yukarıdaki akıl yürütmeler gösterir ki; bilinç, insanların bir şeyleri kontrol edebildiği yanılgısından doğan iradenin açıklanması için üretilmiş bir olgudur.
Sonuç
En başta zihnin işlevlerinin duyu ve duygu algılama ve bu algılarla ilgili bilişsel işlevler gerçekleştirme dışında, bilinç ve irade gibi işlevlerinden de söz edildi. Daha sonra gerekçelendirildiği üzere insanın belirli etkilere belirli tepkiler veren bir varlık olduğu, bu nedenle hiçbir şeyi kontrol edemediği, hiçbir şartta seçim şansı olmadığı görüldü. İrade, insanların kendini kontrol eden tüm bileşenleri bilememesinden ötürü davranışlarını anlamlandırmak üzere ürettiği bir kavramdı. Bilinç ise insanın özgür bir seçim yapma imkânını oluşturacağı yegâne alandı. Fakat böyle bir seçimin imkânsızlığı, bilinç kavramını da boşa çıkardı.
Ayrıca belirtilmelidir ki bütün bu iddialar, bilinç ve irade kavramını yok saymak amacı taşımamaktadır. İnsan denen canlının mekanizma içerisindeki konumunun gerektirdiği işlevleri yerine getirmesi açısından yanılgı da olsa bu iki kavramın etkisi büyüktür. Evrenin işleyişinin devamına dair pragmatik bir bakış açısından, insan denen dişlinin dönebilmesini sağlayan değişkenlerden ikisinin bilinç ve irade yanılgısı oldukları söylenebilir.
Tüm bunlar ışığında bilinç ve irade yanılgılarını dışlayarak zihin kavramını indirgeyebileceğimiz en açıklayıcı ifade, onun bulunulan bağlamda etkiye tepki verme yeteneği olduğudur. Canlı veya cansız tüm varlıkların varoluş mekanizması içerisinde bir şeylerden etkilenip karşılığında tepki verdikleri gerçeğinden yola çıkarak, gelişmişlik dereceleri farklı olsa da hepsinin zihne sahip oldukları söylenebilir.
bağımsız filozof



