deneme/poetika

yeraltında piknik – mehmet özkaya

Gözlerim yağmur ile pişti oluyor. Bodrum katının demir parmaklarında akıp giden adımları seyir halindeyim. Kimsenin fark edemediği bir yerde olmak her zaman içimi rahatlatmıştır; bu yüzden evimin kapısı yok, kimse girmesin diye ya da kimse çıkamasın diye. Kollarımı omzumdaki vidalardan ayırarak sigara paketimi arıyorum. Biraz Frankenstein’ım. Korku filmlerinin vazgeçilmezi, rögar kapağından çıkan sis efekti ben ve sigaramdır… Salonun her yerinde organlar ve uzuvlar kalmış, halıdan daha kullanışlılar. “Kimin kalbiydi acaba bu,’’ diyorum. Biri yine memelerini ocakta unutmuş. Meme uçlarını çevirip bir kadeh demlenmiş şarap dolduruyorum göz çukurlarıma, alıştırma olsun diye. Dabbe serisindeki cinin dublörüyüm. Kanlı gözlerin ürkütücü bir havası olduğu düşünülüyor. Evet, uykusuzluk ürkütücüdür. Uykusuz bir gün, benzin ibresi kırmızı çizgide olan bir araba ile yola çıkmak gibidir, bedenin benzini uykudur. Çarşafım tükenmiş, kollarımı demir parmaklıklardan alıp atmakta olan bir kalbin zarını çarşaf olarak kullanıyorum. Cerrahlık diplomamı mahalle kasabından almış olmam tavşanımı rahatsız ediyor. Adı Alvin, bana düzinelerce yavru verdi. Hepsini emzirdim. Çok sigara içtiğimi ve çok yazdığımı söylüyor, bu kadar yazmak gerçeklik algımı altüst edebilirmiş. Yazının gerçek olduğunu bilecek kadar bilincim yerinde. Bazen sigara yerine kalemi uzatıyorum dudaklarıma, gülümsüyorum.  Fotojenik bir suratım olduğu için “aranıyor’’ yazılı ilanlara yüzümün reklamını veriyorum, beni bulan olursa lütfen bana getirsin.

Bodrum katına hiç ışık girmiyor, fuzuli bu güneş. Tedbirsizliği sevsem de gafil avlanmak istemiyorum, güneşin beni terk etme olasılığına karşılık güneşsiz nasıl yaşanır diye deneyler yapıyorum. Güneş sistemindeki hiyerarşi nasıl işler bilinmez, üçüncü gezegenken bir de bakmışsın, güneşe tâbi olmayı reddeden Pluto gibi kovulmuşsun gezegenlikten. Şükür ki dünyamız ve insanları yalamayı iyi beceriyor. Biraz daha yana kaysak aslında halkamıza birkaç gezegen daha alarak yaşamı bir umut mekiğine bindirebiliriz diye düşünüyorum. Başına da bir göçmen kaçakçısı koyulabilir, kaçakçılar devletlerden daha ucuza çalışıyor. Alvin ile bu konuyu günde beş defa tartışıyoruz namaz niyetine. Hilkatta tüm insanlığa bahşedilen bir toprak parçasına gidebilmek için para ödemek çok korkunç bir tasarı, üstelik ülkenizden çıkabilmek için ülkenize ekstra bir para ödüyorsunuz. Piramitler, Pasifik vesaire vesaire… Herkesin tutkuları, ilgi alanları ile görmek istediği konumlar şekillenir. İlgi duyduğunuz taşa, toprağa, yapıta giden bir yol var ve bu yoldan geçmek için sizden “pasaport’’ adı altında vurgun, hortumculuk yapıyorlar. Daha kötüsü bunun gözümüze sıçmak kadar doğal gelmesi.  Tartışmanın sonu gelmiyor; Alvin ile kafamızı dağıtmak ve empati gücümüzü geliştirmek için kollarımızı kullanmadan bir gün geçirmeye çalışıyoruz, çığırtıyoruz, türümüzü arıyoruz. Cinlerimiz kapı kullanmadıkları için mi, bizi çarpmak istedikleri için mi yanımıza geliyorlar bilmiyoruz. Fotoromanları muhalliye gücümüze havlu attıkları için sevmiyoruz. Okuduğu kitapların filmlerini izlemek gibi hatalar yapanlara “dur’’, “sakın’’, “sakıncalıdır’’ tabelaları asmak amaçlarımızdan biri.

Televizyonu açıp üzerine havlu örtüyorum, senaryosu hazır bir filmin yönetmen koltuğuna zihnimi koyuyorum. Işıkçı, dekorcu, reji… Hepsi de benim. Tek bir zihinle koca seti idare ediyorum. Çetin bir aktivite; bu yüzden sonuçta gelen haz, tatmin çıtanızı genel tablodan üste çekiyor ve kitap okumaktan pek de bir farkı yok. Alvin okuduğumuz kitapları derliyor; kütüphanemiz dingonun ahırı değil, her kitap giremiyor. Okurun da haznesine alacağı kitabı seçmede kazıklanmamak için çürük olanları ayırdığı kirazlar gibi özenli olmasını ısrarla söylüyorum. Bazı kitapları insanlığa bağışlıyoruz, “Kitap bağışlamak organ nakli gibidir,’’ diyor Alvin. Yere saçılmış organlardan kendimize arkadaş yapmaya çalışıyoruz. Sosyalleşme becerilerimizi körelten, taşa sürten, sanırım yanlış numara adını taşıyan insanları lanetleyip onlara da Voodoo büyüsü yapıyoruz. Onlar fark etmese de yaşamları bizim elimizde. Arada bir acaba bir rüyada ya da bir oyunun içinde miyiz düşüncelerinizin cevabı; evet, elimizdesiniz. Sokaklardan topladığımız numuneler bize, bizim dışımızda kalan yaşam için fikir veriyor. İkimiz de bu odadan hiç çıkmadık, bu oda da bizden. Kaçak elektrik kullanıp kaçak hayatı yaşıyoruz. Peşimizde bizden başkası yok; bu yüzdendir korkumuzun heybeti. Daha az uyuyup daha çok kilit kırıyoruz. Ölen şairlerin kabirden sonra toplanarak kelimeleri shot attığı oda burası. Allah, şairlere özel masa kurar. Bir arkadaşa bakıp çıkamazsınız bu odadan, bir bakımlık, tadımlık dostluklar yazmayız adisyona. Adisyon elbet ödenir; bedeli ödenmeyen, bu da bizden olsun dostluklarına müteahhit olmayız, hesabı ödemeden kaçanları affetmeyiz.

Alvin ile iki bin yıldır arkadaşız ve hala yirmi üç yaşındayız. Düzene karşı şah diyoruz, mat için daha yetersiziz; fakat vazgeçmiyoruz şah çekmekten. Boşalana kadar, menilerimiz hayat bulana kadar şah çekiyoruz. Piranalardan blender yapıp satarak sağlıyoruz geçimimizi. Psikologlara psikolojik destek veriyoruz, tecrübeli deliyiz. İnternet sitemizde ihtiyaç fazlası kalp ile beyinleri kelepir fiyata satın alarak evdeki eşyalar ile Frankensteincılık oynuyoruz. Alvin’in en büyük meraklarından biri, tek bacaklı sandalyemizi canlandırarak ona sandalye olmanın nasıl bir şey olduğunu sormak. Nesnelere, nüfus memuru olarak bir hüviyet vermek istiyoruz, şimdilik muasır medeniyetler seviyesine göç etmek isteyen kuşlara sahte kimlik yapıyoruz. Yerküreyi hükmü altına alan bir çok hükümet var. Bu hükümetlerin arasında seyahat etmek bir nevi zamanda yolculuk gibi; saatte 300.000 kilometre hızla gidebilmek ya da büyük patlamada evrene yayılan ince kozmik enerji sicimleri bulmak… Kozmik sicimler mükemmel bir yoğunluğa sahip olduğu için dünyadan daha fazla yer çekimi uygulayabilir, bu yer çekimi ise mekan ve zamanı bükebilir. Bu sicimlerden iki tane bulup yan yana getirebilirseniz zaman ve  mekan bükülüp kama şekli alır; yani uzay-zaman yolunda uzun yerine kısa yoldan gidip ışık hızının önüne geçebilirdik. Hipotezlerin ve teorilerin sonu yoktu. Bunlar için henüz yetersizdik; bu yüzden ülkeler arası yürüyoruz. Alvin ile tecavüzün yasal olduğu bir ülkede yaşıyoruz, hayvana şiddetin müebbet olduğu bir ülkeye gitmek bizi iki yüz yıl ileriye götürüyor aslında. Alvin ile bu konu hakkında çalışmalarımıza devam ediyoruz; şemalar ve taslaklar hazır, sadece ana makineye yeterli gücü sağlayacak parçayı bulamıyoruz. İşkence üniversiteleri kurmak, üniversitenin imtihanlarını ana haber bültenlerinden esinlenerek yürürlüğe sokmayı amaçlıyoruz. Katiller ile tecavüzcülere özel odalar hazırlamak, acil hadım merkezleri kurmak, eylemi gerçekleştiren kişinin üzerinde yapacağımız kasapçılık dokunuşlarını görebilmesi için göz kapaklarını kesmek, kişiyi öldürmeden önce kolları ile bacaklarını itinayla bedeninden ayırarak onu sadece gövde olarak topluma kazandırmak… Bu düşler bizi taze çimen kokusuyla gök kubbeyi izlemek kadar rahatlatıyor. Orta yolu bulmak gibi bir gayemiz yok, gani gani katliam gerekiyor dünyanın güzelleşmesi için. Evet, o söz gibi, kırmızı dünyaya çok yakışıyor.

mehmet özkaya

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu