prometheus’un taşıdığı devrimci ruh yerine devril’ci bir ruhla doğmuş nitelikli bir tembelim…- sylvan clownson

Ateş bende olsa bile onu size vermezdim. Zeus’tan yahut işkenceden korktuğumdan değil. Size güvenmiyorum.
Var olduğu zamandan beridir insan hep bir kurtarıcı bekleyip durdu. Prometheus gelip ateşi tanrılardan çalmalı ve ona hediye etmeliydi. Tanrılar çağında ateşti, orta çağda din, sonrasında zenginlik, şimdi ise zaman.
Beni kendi zamanım ilgilendiriyor ve zamanıma şöyle bir baktığımda sadece atalarının geçmiş hatalarını yüklenmiş, ondan nefret eden ama o yüke bağımlı, yorgun gençler görüyorum. Çılgınlar gibi koşuşturmaktan en önemli şeylere zaman ayıramadılar hiç.
Bir nesil sevgisiz büyüdü. Ürediler ve kötü çocuklar yetiştirdiler kendilerine yakışan. Cahil, aç ve yırtıcı. Geriye bir şey bırakmadılar sırtlarındaki sıkıntılardan başka. Sonrakiler unutuldu ve bırakıldılar kendi yalnızlıklarına.
Tanrı ‘ol’ dediğinden beridir olmaya çalıştı. Olmadı. Hep değer aradı değersizliğine ne yazık. Bu güzellik, bu tanrının ruhundan üflediği, bu tüm evrenin onun adına yaratıldığı kusursuz varlık nasıl ölür, nasıl karışırdı hiçliğin bilinmezliğine?
(ki bence o varlık bir mavi balinadır.)
Ona bir evren verildi keşfetmesi için. O yolda kayboldu. Durmayı seçti. Yerini sevdi. Ve koca kainat küçücük bir odadır artık. Küçük bir ekran.
Eksi sonsuzdan diğer uca matematik, başlangıçtan şu ana dek zaman ve sonrası için düş gücü verildi. O yiyen, üreyen, sıçan ölümlü bir maymundan öteye geçmemeyi seçti. Modern bir hayvan. Kravatlı bir timsah, sefil bir köpekti kimi zaman.
Zaman çevresinden azgın bir nehir gibi akıp geçerken o bekledi. Bir kurtarıcı, bir sebep, bir vesile, bir vasıta. Bir şey işte, Tanrı deyip geçelim istersen. O kadar süre yaşamıştı. Biri çıkıp ona istediği şeyi vermeliydi artık. Ateş, zenginlik, zaman ve ölümsüzlük. Uğruna piramitler dikti, ruh yarattı ve varlığına inanılan cennetler kurguladı dünyayı cennete çevirmek varken.
Et ve para uğruna basit arzulara kurban edilmiş on binlerce yıl geçti. Hala ölüyordu.
Ve hala bekliyordu biri gelip ölümsüzlüğü bulsun. Onu cennete soksun. Prometheus ateşi getirmeden önce beklediği gibi, sefil bir it misal, cennetin kapısında parasının ödenmesini bekliyor şimdi.
Yüzünde yaşamak için verdiği emeğin haklı ifadesi, kendi kendine söyleniyor. ‘E boşa mı yaşadık o kadar?’ Her döngüde daha öteye taşınması gereken bir bayrak değil bir yük gördüğünden beri özünü, boşa yaşadı. Ve hala anlamadı insanın ölerek ölümsüz olduğunu.
Oysa ölümsüzlüğü bulsalar birkaç saniye sonra kendisine şu soruyu sormalıydı;
“Sonsuza dek beklemeyi hangi salak ister ki?”
/24429
sylvan clownson



