aranızdayım, kusura bakmayın. ancak hiçbir şeyin ortasında değilim. – feyza menteş

Aranızdayım, kusura bakmayın. Ancak hiçbir şeyin ortasında değilim.
Tarihin bizim gibileri ezip geçtiği yok. Çünkü yok olduğuna dair hiçbir şey kitaplarda yazmayacak. Küçük bir paragraf açıp ismini telaffuz edip: (…yok) yazacak yeri yok. İnsan nesli işte böyle bir facia ile tükendi! diye bir şey başlık atılırsa miladın birinde belki sende araya kaynamış olursun.
Bir dehşet çıkmalı. Bir kan. Bir rezillik. Bir zincir kopmalı, eksilmeli.
Belki bir gün, sefil bir kalıntıyla, paketten tütüne dönmüş asgari sıkıntılı ağızdan kalan son bir dişle.
Üzülme diye anlatıyorum sen mekruh bir şeye benziyorsun. Tamamen günahkar değil ve arınmaya da müsait. Biraz meczup biraz isyankarsın diye.
Hayatta bu kadar alacaklı olma diye, ihtiras bir yaşa kadar çekilir, diye. dünyaya iz
bırakanlarla derdi var zamanın.
Sen hayatta yedi yirmi dört köşe bucak gizleniyorsun. Bir gölgen bir kemiğin, ileride de
bir mezarlığın olabilir.
Sen öldükten sonra soyuna bırakacağın tek miras, dedikodu, tek bir muhabbet, evin kaç
odası var? Sadece iki.
İşte bu yüzden, aranızdayım, kusura bakmayın. Ancak hiçbir şeyin ortasında değilim!
diyorsun bas bas bağır.
Acil servislerde baktığın tek fotoğraf göğüs kafesinin röntgeni. Kalabalık bir fotoğraf albümü değil ama tanıdık bir şey, kimdi bu diye düşünüyorsun. Bir zamanlar nasıldı, kime aitti? Kaynak yok. Kırılmış bir kafes.
Yıpranma daha fazla, bak saat geç oldu. Ne işimiz var burada? Hadi, kalkıp gidelim.
Yorgun gözaltıma bak!
Her baktığında yeni bir tahlil çıkıyor.
Her baktığında kapının önünde bir kuyruk. Sıra. Çocuk sesi. Tansiyon.
Bir kimya laboratuvarı taşıyorum sanki. Eskiden düş gücü ağırlığından kapanırdı, şimdi, yeryüzündeki tüm kara parçalarından daha bilinmez bir haritayla geziyorum.
Geziyorum da ne oluyor? Tarih benim yılgınlığımı mı yazacak?
Benim kinimi, efkarımı? Benim kültürümü, benim mizacımı, hayata bakış açımı. Gülüşümü, kafamın içinde gittikçe büyüyen bilgiyi.
Dirimi hiçbir şeye hizmet etmeyecek sınırda tutuyorum. Dirime batıl hizmetler sunuyorum. Hurç ve naftalin bulabilir miyiz? Şimdi?
Sığın şu köşeye, otur.
Müthiş bir ibadethane, diyorum bu eve, bak.
Cepheye bak!
Her baktığın yerde bir duvar. Bir yıkım. Bir mezar taşı.
Bu evi dedem aldı. Bütün taşları o buldu. O yerleştirdi. O doğaya döndü. Tarihin bundan haberi yok ama cehennemden haberi var.
Naftalinden vazgeçtim, şu rutubete bak! Ne diye anılsın bu duvarlar? Ne diye hatırlansın bu anılar, kahkahalar, masalar, aile, sevinç gözyaşları, harika saadetler ve vefat?
Benzin bidonu bulabilir miyiz? Şimdi? Tarih bizi yazacak.
feyza menteş



